ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile nükleer bir anlaşmaya varılamaması halinde "sınırlı bir askeri saldırı" düzenlemeyi düşündüğünü bizzat açıklaması, Orta Doğu'daki dengeleri sarsmış durumda. Beyaz Saray’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, Tahran yönetimine anlamlı bir mutabakat için 10-15 günlük bir mühlet tanıdığını belirterek, aksi takdirde "kötü şeyler" yaşanabileceği tehdidinde bulundu. Bu süreçte Umman aracılığındaki dolaylı görüşmeler Cenevre’ye taşınırken, diplomatik masadan henüz somut bir sonuç çıkmadı.

Orta Doğu’da devasa hareketlilik
ABD ordusu, söz konusu tehdidin ardından bölgeye "Armada" olarak nitelendirilen devasa bir güç kaydırdı. USS Abraham Lincoln’ün ardından dünyanın en büyük savaş gemisi USS Gerald R. Ford’un da Akdeniz üzerinden bölgeye intikaliyle birlikte bölgedeki ABD gemisi sayısı 12’ye yükseldi. Açık kaynak verilerine göre; Virginia ve İngiltere’den havalanan çok sayıda F-22 ve F-35 savaş uçağı, yakıt ikmal tankerleri ve AWACS havadan komuta kontrol uçakları Orta Doğu ve Avrupa'daki üslere ulaştı. Katar’daki El-Udeyd ve Bahreyn’deki üslerden bazı personellerin tahliye edilmesi, askeri müdahale hazırlığının son aşamasına gelindiği şeklinde yorumlanıyor.

Hamaney’den denizin dibi uyarısı
İran tarafı ise Washington’un uranyum zenginleştirmeyi durdurma ve füze programını tasfiye etme taleplerini bir "teslimiyet" olarak görüyor. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD'nin uçak gemisi hamlesine yapay zeka ile oluşturulmuş batık bir gemi görseliyle yanıt vererek, "Bir uçak gemisinden daha tehlikeli olan, onu denizin dibine gönderebilecek silahtır.” açıklamasında bulundu.

Askeri yığınak ve stratejik gerçekler
Orta Doğu’daki mevcut askeri tabloyu salt bir diplomasi kaldıracı olarak okumak, sahadaki devasa sevkiyatın operasyonel karşılığını göz ardı etmek anlamına gelecektir. Bölgeye sevk edilen 100’ü aşkın yakıt ikmal tankeri, 300 dolayındaki savaş uçağı ve gelişmiş hava savunma bataryaları; Washington’un bu kez yalnızca psikolojik bir baskı kurma niyetinde olmadığını, aksine haftalarca sürebilecek yüksek yoğunluklu bir harekatın lojistik altyapısını tamamladığını kanıtlıyor.
Irak’ın işgalinden bu yana görülmemiş bir ateş gücünün namlusunu Tahran’a çevirdiği bu süreçte, ABD ordusunun operasyonel kapasitesinin yaklaşık beşte birinin bu kadar kısa sürede tek bir bölgeye konsolide edilmesi, olayın basit bir gövde gösterisinden çok somut bir savaş hazırlığı olduğunu ortaya koyuyor. Daha önceki krizlerde "caydırıcılık" seviyesinde kalan unsurların bugün tam kapasiteyle sahada olması, diplomatik bir mucize gerçekleşmediği takdirde bölgenin büyük bir stratejik çatışmanın eşiğinde olduğunu teyit ediyor. Saha verileri, tablonun bölgesel barış açısından iyimser bir noktadan uzaklaştığını net bir şekilde gösteriyor.