Reuters’in saha haberleri ve BM uzmanlarının son uyarıları da bu sert çıkışın sadece iddia odaklı bir siyasi cümle olmadığını gösteriyor.
Gazze’de artık tartışma sadece kaç kişinin öldüğü değil. Asıl mesele, öldürme, sürme, geri dönüşü zorlaştırma ve alanı boşaltma baskısının hangi sonuca hizmet ettiği. Bakan Fidan’ın “insansızlaştırma” çıkışı tam da bu noktada önem kazanıyor. Çünkü bu ifade, İsrail’in saldırılarını yalnız askeri operasyon olarak değil; Filistinlilerin toprakla bağını zayıflatan, yaşamı sürdürülemez hale getiren ve boşaltılan alanlarda fiili hakimiyeti genişletmeyi kolaylaştıran daha büyük bir planın parçası olarak tarif ediyor. Aynı konuşmada Fidan’ın, İsrail’in yayılmacılığının artık sadece bölgenin değil dünyanın güvenlik sorunu haline geldiğini söylemesi de bu yüzden dikkat çekti.
Ankara sadece yıkımı değil, hedefi de tarif ediyor
Bakan Hakan Fidan’ın “insansızlaştırma” diyerek adlandırdığı amaç doğrultusunda işgalci İsrail’in faaliyetlerini “demografik baskı” sözleriyle açıklamak yetmez. O baskının neyi kolaylaştırdığına da dikkat etmek gerekir. Eğer bir coğrafyada insanlar sürekli yerinden ediliyor, evlerine dönemiyor, barınma alanları yıkılıyor, geçişler sıkı denetime bağlanıyor ve gündelik hayatın taşıyıcı kolonları çökertiliyorsa, ortaya sadece nüfus kaybı çıkmaz; aynı zamanda daha kolay denetlenen, daha rahat tutulabilen ve geri dönüşü zayıflatılmış bir alan çıkar.
Fidan’ın “insansızlaştırma” sözü de tam olarak buna işaret ediyor: Mesele sadece Filistinlileri sürmek değil, boşaltılan toprağı daha kalıcı biçimde kontrol edilebilir hale getirmek.
Reuters’in 23 Ocak tarihli özel haberi bu çerçeveyi daha da görünür hale getirdi. Habere göre İsrail, Refah üzerinden Gazze’ye girenlerin sayısını sınırlamak, yani çıkanların girenlerden fazla olduğu bir düzen kurmak istiyordu. Aynı haberde Gazze içindeki geçişlerin de askeri denetime bağlanmasının planlandığı aktarıldı.
Bu haber bile tek başına çok şey söylüyor: Savaş artık sadece içeride bomba ile değil; kimin döneceği, kimin dışarıda kalacağı ve nüfus hareketinin nasıl yönetileceği üzerinden de yürütülüyor. Böyle bir düzende “insansızlaştırma”, yalnız insani bir felaket değil, alan kontrolünü kolaylaştıran bir mekanizmaya dönüşüyor.
Reuters’in çizdiği tablo: Boşalt, denetle, tut
Reuters’in 14 Nisan tarihli haberine göre Ekim 2025’te başlayan ateşkese rağmen 750’den fazla Filistinli öldürüldü. Aynı haberde, İsrail güçlerinin Gazze’nin yarısından fazlasını oluşturan “nüfustan arındırılmış” bölgede kontrolünü sürdürdüğü aktarıldı.
13 Nisan tarihli Reuters haberinde de yeni ateşkes görüşmeleri sürerken saldırıların devam ettiği ve savaşın başlamasından bu yana ölü sayısının 72 bini aştığı belirtildi. Yani ateşkes bile İsrail’in Gazze’deki zulmünü durduramadı; sadece baskının biçimini değiştirdi.
Reuters’in 9 Nisan analizinde ise daha büyük resim çizildi. Buna göre İsrail, Gazze, Lübnan ve Suriye’de tampon bölge mantığını merkeze alan daha uzun soluklu bir güvenlik doktrinine yönelmiş durumda. Güvenlik kuşağı söylemi öne çıkarılırken, sahada ortaya çıkan sonuç daha fazla alan tutulması, yıkımın kalıcı hale gelmesi ve yarı sürekli bir savaş düzeninin kurulması oluyor. Bu nedenle “insansızlaştırma” ifadesini sadece ahlaki bir suçlama gibi okumak eksik kalır. Bu aynı zamanda, toprağı nüfustan seyrelterek daha rahat denetlenebilir hale getiren bir güç mimarisine işaret ediyor.
BM uzmanları da aynı tehlikeye işaret etti
Bakan Fidan’ın sözünü havada bırakmayan bir diğer güçlü dayanak da BM uzmanlarının 13 Nisan tarihli açıklaması oldu. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisinde yayımlanan metinde uzmanlar, “yerinden etme, terör ve hedefli saldırı döngüsünün nihai bir amaca hizmet ettiğini; bunun da Filistinliler için hayatı dayanılmaz hale getirerek onları topraklarından kalıcı biçimde uzaklaştırmak olduğunu” söyledi.
Bu tespit, Ankara’nın kurduğu dili uluslararası insan hakları literatüründeki ağır bir uyarıyla buluşturuyor. Çünkü burada artık sadece sivillerin ölümü değil, Filistinlilerin toprak üzerinde kalıcılığını kıran bir baskı modelinden söz ediliyor.
BM uzmanlarının tarif ettiği şey ile Reuters’in sahada gösterdiği düzen üst üste konulduğunda tablo netleşiyor: Bir tarafta saldırılar, yıkım ve yerinden etme var; diğer tarafta geri dönüşü daraltan geçiş kontrolü, nüfustan arındırılmış bölgeler ve tampon hat mantığı.
Bakan Fidan’ın “insansızlaştırma” tanımı tam da bu iki hattın birleştiği noktaya oturuyor. Ankara, Gazze’de sadece savaş yürütülmediğini; savaşın arkasına gizlenmiş daha kalıcı bir coğrafi ve demografik yeniden kurma baskısı işletildiğini söylüyor.
Türkiye’nin siyonist rejime sert tepkileri sürüyor
Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Gazze konulu toplantılara ev sahipliği yapılması da bu söylemin rastgele kurulmadığını gösterdi. Bakan Fidan, ADF kapsamında Gazze başlıklı temasları yürüttü ve Türkiye’nin diplomatik hattını burada da öne çıkardı.
Ankara’nın mesajı açık: Gazze dosyası sadece ateşkes maddeleriyle geçiştirilemez; çünkü sahada yıkım kadar, bu yıkımın doğurduğu yeni fiili düzen de konuşulmak zorunda. Türkiye’nin “kalıcı ateşkes, yeniden imar ve Filistinlilerin kendi topraklarında kalıcılığı” vurgusu da bu yüzden önem taşıyor.
Bakan Fidan’ın sözü sert, çünkü tablo da sert
Hakan Fidan’ın “Gazze’yi insansızlaştırma” sözü, tek başına sert bir diplomatik ifade olarak görülebilir. Ama Reuters’in aktardığı saha gerçekliği, BM uzmanlarının “kalıcı biçimde uzaklaştırma” uyarısı ve Gazze’nin yarısından fazlasında süren fiili kontrol birlikte okunduğunda, bu sözün dayanaksız bir politik çıkış olmadığı anlaşılıyor.
Buradaki baskı sadece öldürmeye ve sürmeye değil; aynı zamanda toprağı Filistinliler açısından yaşanamaz hale getirerek boşaltılan alanlarda İsrail’in fiili hakimiyetini genişletmesini kolaylaştırmaya hizmet ediyor.