Boğazlar dosyası bu kez sahada değil, BM’nin tutanaklarında açıldı. Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’ndeki deniz güvenliği oturumunda İstanbul ve Çanakkale geçiş hattını “Türk Boğazları” diye andı. Yunanistan bu ifadeye itiraz etti. Ankara ise geri adım atmadı; BM’ye resmi mektupla yanıt verip terminolojiyi ve Boğazların statüsüne dair yaklaşımını kayda geçirdi. Bu adım, Ege’de gerilimin yalnız harita ve açıklamalarla değil, kelimeler üzerinden de büyütülmeye çalışıldığını gösterdi.
Ne oldu: Tartışma hangi oturumda başladı, kim ne dedi?
Tartışma 29 Nisan’da BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan ve denizcilik alanında su yollarının emniyeti ile güvenliğini ele alan oturumda başladı. Oturum sırasında Türkiye, İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı’nı kapsayan geçiş güzergahından “Türk Boğazları” diye söz etti; bu hatta ilişkin güvenli geçiş, seyrüsefer ve düzen boyutunu vurguladı.
Yunanistan tarafı ise bu ifadeye itiraz etti. Atina, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde kullanılan terminolojinin “the Straits” (Boğazlar) olduğunu savunarak “Türk Boğazları” ifadesinin bu çerçeveyle uyumlu olmadığını ileri sürdü. Görünürde tartışma bir kelime üzerindeydi; ancak gerçekte mesele, Boğazların statüsü ve Montrö rejiminin nasıl okunacağı üzerinden yürüyen bir diplomatik başlığa dönüştü.
Türkiye ne yaptı?: İtirazı BM kaydına geçirdi, pozisyonunu netleştirdi
İtirazın ardından Türkiye, BM’ye resmi bir mektup göndererek pozisyonunu kayda geçirdi. Mektupta “Türk Boğazları” ifadesinin yerleşik ve coğrafi olarak doğru bir kullanım olduğu vurgulandı; İstanbul Boğazı ile Çanakkale Boğazı’nın Türkiye’nin egemenlik alanında bulunduğu hatırlatıldı.
Türkiye, tartışmanın özüyle ilgili iki kritik noktayı öne çıkardı. Birincisi, Montrö’nün temel amacının geçiş rejimini düzenlemek olduğu; coğrafi adlandırmaları “tek biçime sabitleme” gibi bir hedef taşımadığı görüşüydü. İkincisi ise “Türk Boğazları” ifadesinin uluslararası kullanımda yerleşik olduğuydu. Bu çerçevede, bazı uluslararası belgelerde ve kurumsal metinlerde de benzer kullanımların görüldüğü not edildi.
Mektupta ayrıca itirazın, oturumun ana gündeminden dikkat dağıttığı ve tartışmayı siyasi bir zemine çektiği vurgusu yapıldı. Türkiye, bu terminolojiyi kullanmayı sürdüreceğini ve BM üyesi ülkelerin yerleşik kullanıma saygı göstermesi gerektiğini kayda geçirdi.
Montrö neyi düzenliyor?
Montrö Boğazlar Sözleşmesi 1936’dan bu yana Boğazlardan geçiş ve seyrüsefer rejimini düzenliyor. Ticaret gemileri barış zamanında geçiş serbestisinden yararlanıyor; savaş gemileri için ise özellikle Karadeniz’in güvenlik dengesi açısından ayrıntılı kurallar ve sınırlamalar bulunuyor. Türkiye de bu rejimin uygulanmasında merkezi role sahip ülke olarak, hem serbest geçiş ilkesini hem de sözleşmenin kurduğu güvenlik dengesini birlikte yürütüyor.
Bu nedenle Boğazlar başlığında “kavram savaşı” çıktığında mesele bir anda isim tartışması olmaktan çıkıyor. Konu, Montrö’nün ruhu, rejimin dengesi ve Boğazların statüsü gibi daha büyük bir çerçeveye bağlanıyor.
Asıl mesele isim değil, terminolojiyle alan açma tartışması
Diplomaside kelimeler zamanla “argüman”a dönüşebiliyor. Bir ifadeyi BM kaydına yerleştirmek, ileride bir başka tartışmada “bakın kayıtlar böyle” denilerek kullanılabilecek bir zemin üretebiliyor. Ankara’nın refleksi de bu sebebe dayanıyor. Boğazlar gibi stratejik bir dosyada, terminoloji üzerinden gri alan oluşmasına izin verilmedi.
Yunanistan’ın itirazı ise “rejim” vurgusuyla kuruldu. Montrö’de “the Straits” ifadesinin geçtiği, dolayısıyla uluslararası metinlerde de bu terminolojiye sadık kalınması gerektiği savunuldu. Türkiye ise Montrö’nün isimleri değil, geçiş rejimini düzenlediği yaklaşımını öne çıkararak “Türk Boğazları” ifadesinin coğrafi gerçekliğe uygun ve yerleşik bir kullanım olduğunu BM’ye bildirdi.
Türkiye Boğazların statüsünü BM’de de koruma altına aldı
Bu gelişme, Ege ve Doğu Akdeniz dosyalarında mücadelenin yalnız sahada değil, metinlerde de yürüdüğünü gösterdi. Türkiye, Boğazlar gibi stratejik bir başlıkta terminoloji üzerinden mevzi açılmasına karşı BM’de resmi kayda girdi; Montrö rejimi ve Boğazların statüsü konusundaki pozisyonunu netleştirdi. Tartışmanın kendisi ise bölgesel gerilimin “dile taşınan” yeni bir cephesini ortaya koydu.