Bölgenin kolektif hafızasını oluşturan unsurları modernite ve geleneğin kesişim noktalarında inceleyen serginin basın ön gösterimi gerçekleşti. Serginin programlayıcısı Gülce Özkara, projenin bir doktora çalışmasının devamı olarak şekillendiğini ve temel olarak "Araziye bir hafıza olarak yaklaşılabilir mi?" sorusuna yanıt aradığını belirtti. Özkara, araziyi sadece üzerine basılan bir zemin olarak değil, sosyal ve kültürel ilişkileri bugüne aktaran yaşayan bir arşiv olarak tanımladıklarını ifade etti.
Serginin sanatsal çerçevesi, ulus-devlet sınırlarını aşan ortak tarihsel deneyimlerin ve coğrafyalar arası dayanışma imkanlarının peşine düşüyor. Gülce Özkara, sergideki eserlerin birbiriyle konuşan yapısına dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:
"Buradaki eserler hem araziyle farklı bir ilişki kuruyor hem de bunu estetik olarak farklı bir şekilde ele alıyor. Sergideki çalışmalar, birbiriyle farklı bakış açılarına sahip ama aynı yöne bakarken bile başka dallara ayrılıyor. Bu çalışma, herhangi bir kavramı öne çıkarmaktan ziyade, karşılaştığım işler ya da sanatçılarla diyalog içerisinde gelişti ve bunu son derece önemli buluyorum. Sergi bu anlamda sömürgeci pratiklerin ötesinde bir 'yerdeşlik' tahayyül ediyor. Proje, ulus-devlet sınırlarını aşan ortak tarihsel deneyimlerin ve coğrafyalar arası dayanışma imkanlarının peşinde, kolektif bir varoluş zemini düşlüyor.”

Altyapıdan belleğe sızan anlatılar
Serginin ismine ilham veren düşünce, altyapı sistemlerini sadece bir tahakküm aracı olarak değil, aynı zamanda direnişin ve sızıntıların bir metaforu olarak konumlandırıyor. Toplumsal belleğin yok olmayıp araziye kazındığını savunan Özkara, barajların, petrol kuyularının ve gözetim sistemlerinin fiziksel peyzajı dönüştürürken sosyal bağları da yeniden şekillendirdiğini vurgulayarak şunları kaydetti:
"Barajlar, kanallar, petrol kuyuları, jeotermal santraller, gözetim sistemleri, baz istasyonları, fiziksel peyzajın yanı sıra onun etrafında şekillenen sosyal ve kültürel bağları da dönüştürür. Ancak toplumsal bellek yok olmaz, aksine araziye kazınır. Nehirler, bataklıklar, sokaklar, kahvehaneler hafızayı tutan birer arşiv haline gelir. Sergi, altyapıları sadece bir tahakküm aracı olarak değil, sızıntıların ve direnişin metaforu olarak konumlandırıyor. Durağan görünen bir nehrin ansızın taşkına dönüşmesi gibi, hafıza da çatlaklardan bugüne sızar. Arazi, mülkiyetin, tahakkümün, kaynak sömürüsünün zemini olabildiği kadar hatırlamanın, bir araya gelmenin ve yerdeşlik kurmanın yollarını da barındırır."
Geniş bir sanatçı kadrosu ve çok katmanlı içerik
Sergi, Sahra'daki sömürgeci projelerin izlerinden nükleer felaketlerin etkilerine, Avrupa'ya göç eden işçilerin belleklerindeki manzaralardan Filistin köylerinin sınırlarını belirleyen kaktüs köklerine kadar pek çok farklı anlatıyı bir araya getiriyor. Haig Aivazian, Monira Al Qadiri, Mehmet Ali Boran, Can Candan ve Emre Hüner gibi isimlerin de aralarında bulunduğu geniş bir sanatçı grubunun eserlerine ev sahipliği yapan "Barajdan Sızanlar", 23 Ağustos tarihine kadar Salt Beyoğlu'nda ziyaret edilebilecek. Sergi, Hollanda Krallığı ve çeşitli kurumların destekleriyle hayata geçirildi.