ABD’nin bütün dünya tarafından ilgiyle takip edilen hamlesinin ardından Ankara, krizin ilk anlarından itibaren devlet egemenliği ve uluslararası hukuk vurgusu yaptı. Türkiye – Venezuela hattında son yıllarda derinleşen ekonomik ve stratejik iş birliği, bu tutumun arka planını oluşturan temel unsur olarak öne çıktı.
Enerji ve maden diplomasisi: Altın ve petrolün somut karşılığı
Türkiye ile Venezuela arasındaki ilişkiler, son dönemde yalnızca diplomatik söylemler üzerinden değil, doğrudan ekonomik ve stratejik kazanımlar üzerinden şekillendi. 2024 ve 2025 yıllarında imzalanan bir dizi anlaşma ve mutabakat zaptı, Ankara’nın enerji güvenliği politikalarına Latin Amerika merkezli yeni bir boyut kazandırdı.
2024 yılında gerçekleştirilen üst düzey temaslar sonucunda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Venezuela’nın Orinoco Petrol Kuşağı’nda petrol arama ve üretim lisanslarını devraldı; bu adım, Türkiye’nin enerji bağımlılığını azaltmaya yönelik uzun vadeli stratejisinin Latin Amerika ayağı olarak hayata geçirildi. Aynı dönemde Caracas ve Ankara arasında doğalgaz, petro-kimya ve altın madenciliği alanlarında bir dizi stratejik iş birliği anlaşması imzalandı ve ortak projeler üzerinde mutabakat sağlandı.

Venezuela’nın Arco Minero bölgesinde altın madenciliği projelerinin geliştirilmesi ile birlikte gaz sahalarının işletilmesine yönelik anlaşmalar metne döküldü; amonyak üretimi amaçlı yeni bir rafineri inşası için ortak yatırım planlandı. Bu kapsamlı iş birliği çerçevesinde iki ülke, eğitimden tarıma kadar farklı sektörlerde de bir dizi anlaşma ve uygulama programı üzerinde mutabakata vardı; 2024–2026 Dönemi Eğitim İş Birliği Uygulama Programı gibi somut adımlar da bu bağlamda atıldı.

Bu çok taraflı anlaşmalar ve mutabakatlar, ilişkilerin sadece enerji ekseninde değil, stratejik boyutta geniş bir iş birliği ağıyla ilerlediğini ortaya koydu. Öte yandan ABD yaptırımlarının yoğunlaştığı dönemde devreye giren “gıda karşılığı altın” modeli, iki ülke arasındaki iş birliğinin somut örneklerinden biri oldu. 2025 verilerine göre Türkiye’nin Venezuela’dan yaptığı ithalat kalemleri arasında işlenmemiş altın ve demir-çelik hurdası ilk sıralarda yer aldı. Türkiye ise buna karşılık makarna, un ve diğer temel gıda ürünlerinde Venezuela’nın en büyük tedarikçilerinden biri haline geldi.
Latin Amerika açılımı: Büyükelçilikler, eğitim, ulaşım…
Türkiye’nin Venezuela’daki etkin varlığı, temelleri 2006 yılında atılan “Latin Amerika ve Karayipler (LAK) Eylem Planı”nın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Ankara, bu bölgeyi yalnızca coğrafi uzaklığı olan bir alan olarak değil, çok kutuplu dünya düzeninde stratejik iş birliği ve ekonomik alan olarak konumlandırdı. 2006 yılı Türkiye’de “Latin Amerika ve Karayipler Yılı” ilan edilerek kapsamlı diplomasi ve ticaret açılımına zemin hazırlandı; bu stratejik planla bugüne kadar bölgedeki diplomatik ve ekonomik ilişkiler yoğun şekilde genişletildi.
Bu sürecin somut göstergesi, 2000’li yılların başında bölgedeki Türk diplomatik temsilciliklerinin sayısının yalnızca 6 olmasıydı. 2025 yılı itibarıyla Türkiye, Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde 19 büyükelçilik ve 1 başkonsolosluk ile temsil edilir hale geldi; bu artışın son halkası Nikaragua’nın başkenti Managua’daki yeni büyükelçilik oldu. Aynı dönemde bölge ülkelerinin de Türkiye’deki diplomatik temsilcilikleri güçlendi; Latin Amerika ve Karayipler’den Türkiye’de 18 büyükelçilik ve 8 başkonsolosluk açıldı. Bu diplomatik genişleme, çift taraflı siyasi ve ekonomik ilişkilerin derinleşmesinin altyapısını oluşturdu.
Latin Amerika’da ekonomik alanda da kayda değer adımlar atıldı. Türkiye’nin Latin Amerika ile ticaret hacmi 2000’li yılların başında yaklaşık 1 milyar dolar civarındayken, bu rakam 2024 sonu itibarıyla 15,6 milyar dolara kadar tırmandı. Bu büyüme yalnızca ticaret hacmiyle sınırlı kalmadı; Türkiye, bölge ülkeleriyle yatırım tanıtım ve korunma anlaşmaları, çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmaları ve serbest ticaret anlaşmaları gibi çok sayıda hukuki çerçeve oluşturdu. Stratejik ortaklıklar özellikle Brezilya, Meksika ve Kolombiya ile derinleştirildi.
Ulaşım ve kültürel bağlar da bu genişlemenin parçası oldu. Türk Hava Yolları, Latin Amerika ülkelerine uçuş ağını önemli ölçüde genişleterek; Buenos Aires, Sao Paulo, Bogota, Caracas, Havana ve Panama gibi merkezlere direkt veya aktarmalı seferler düzenlemeye başladı. Bu uçuşlar, ekonomik temasların ve ticaret hacminin artmasına doğrudan katkı sağladı.
Bunların ötesinde eğitim, kalkınma ve kültürel iş birlikleri de güçlendirildi; Türkiye Scholarships programı kapsamında bölgeden yüzlerce öğrenci Türkiye’de eğitim görürken, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) bölgedeki çok sayıda projeye destek verdi.

Küresel denge arayışı ve Ankara’nın “Üçüncü yol” stratejisi
ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesi karşısında Türkiye, tutumunu uluslararası hukuk ve devlet egemenliği ilkeleri üzerinden tanımladı. Bu yaklaşımın temelinde, Ankara’nın Latin Amerika’da ABD ve Çin dışında “güvenilir üçüncü aktör” olma vizyonu yer aldı.
2023 yılında Türkiye ile Venezuela arasında imzalanan “Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması” gibi hukuki çerçeve anlaşmaları, iki ülke arasındaki ticaretin altyapısını sağlamlaştırdı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, söz konusu anlaşmaların hemen hemen tümünün onay süreçlerinin tamamlanmak üzere olduğunu ve yürürlüğe girdiğinde ekonomik iş birliğinin önündeki engellerin büyük ölçüde kaldıracağını belirtti. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2022 yılında 1 milyar doları aşarken, küresel krizlere rağmen 2025 yılında 600–700 milyon dolar bandında korunarak stratejik derinliğini muhafaza etti.
ABD’nin askeri müdahalesi ise Türkiye’nin Venezuela’daki enerji yatırımlarını ve ekonomik mekanizmalarını risk altına soktu. Özellikle “gıda–enerji takası” gibi dış ticaret modelleri ve petrol–madencilik odaklı iş birlikleri, olası yaptırımlar ve jeopolitik baskılar nedeniyle yeniden değerlendirme gerekliliği doğurdu. Ticarete ilişkin somut anlaşmaların yanında Venezuela’dan Türkiye’ye yönelik 30 milyon dolar değerinde ihracat anlaşmalarının imzalanması gibi gelişmelerde, iki ülke arasındaki ekonomik temasların sadece enerji ve madenle sınırlı olmadığını gösterdi.
Bu süreçte Ankara’nın pozisyonu, bir yandan stratejik ortaklığı sürdürme, diğer yandan müttefiki ABD ile ilişkileri yönetme zorunluluğu arasındaki hassas dengeyi korumaya odaklandı.