Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31’inci Taraflar Konferansı (COP31) ev sahipliği kapsamında farklı ülkelerden gelen bakanlar ve uluslararası kuruluş yöneticilerinin katılımıyla bir otelde düzenlenen “Türkiye’nin COP31’e Giden Yolu: Dirençli Şehirler” panelinin kapanış oturumu gerçekleştirildi.
Bakan Kurum, oturumun ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman’ın da katılımıyla İletişim Başkanlığı koordinesinde Türkiye’ye gelen yabancı basın mensuplarıyla bir araya geldi.
“Şehirlerin gücü artık direnç kapasitesiyle ölçülüyor”
Burada konuşan Bakan Kurum, bugün Türkiye’nin COP31 liderliği sürecinde şehirlerin geleceğini ve dirençli şehir modelini ele aldığını söyledi.
Artık şehirlerin yalnızca nüfus, ekonomi ya da büyüklükleriyle değerlendirilmediğini belirten Kurum, “Bugün şehirlerin asıl gücü, afetlere ne kadar hazır olduğu, insanına ne kadar güvenli bir gelecek sunabildiğiyle ölçülüyor. İşte şu anda içerisinde bulunduğumuz Hatay, bu yüzden çok özel bir yerde duruyor.” dedi.
Kurum, yabancı basın mensuplarından Hatay’da yalnızca inşa edilen binaları değil, yeniden kurulan hayatları da görmelerini istedi.
“İklim değişikliği artık herkesin gündelik meselesi”
İklim krizine ilişkin küresel algıya dair kapsamlı araştırma yaptıklarını belirten Kurum, şu ifadeleri kullandı:
“Baştan beri hep şu soruyu sordum, dünya iklim değişikliğini nasıl konuşuyor, hangi ülkede hangi başlık öne çıkıyor, insanlar bu meseleyi yalnızca çevre başlığı mı görüyor, yoksa artık günlük hayatlarının bir parçası olarak mı konuşuyor. Şimdi sizlere, bu sorulara cevap veren bir analiz sunacağım. Son 2 ay içerisinde önemli bir araştırma yaptık. Son 2 ayda, iklim değişikliği konusunda, dünya genelinde tam 39 milyon içerik üretilmiş ve yaklaşık 2 milyar etkileşim ve 196 milyar erişim sağlanmış. Yani iklim meselesi, artık yalnızca uzmanların konusu değil. İklim değişikliği artık insanların gündelik hayatına, şehirlerine, ekonomilerine, suyuna, gıdasına, güvenliğine ve geleceğe dair beklentilerine dokunan çok daha büyük bir başlık haline geldi.”
Kurum, dünyanın iklim değişikliğini tek bir perspektifle değerlendirmediğini ifade ederek; Kuzey Amerika’da ekonomik ve politik etkilerin, Avrupa’da karbon emisyonları ve net sıfır hedeflerinin, Asya’da enerji dönüşümünün, Afrika ve Güney Amerika’da ise gıda ve su krizlerinin öne çıktığını söyledi.
“İnsanlar iklim krizini afet yaşayınca konuşuyor”
İklim değişikliğinin soyut değil doğrudan insan hayatını etkileyen bir gerçekliğe dönüştüğünü belirten Kurum, “Bana göre, bir başka dikkati çekici sonuç da şu, insanlar iklim değişikliğini en çok hayatlarına doğrudan dokunduğu anda konuşuyor. Yangın, sel, fırtına olduğunda, toprak kayması yaşandığında, o ülkede, şehirde su veya gıda krizi kapıya dayandığında konuşuyor. İklim meselesi bir anda o afetler sonrasında soyut bir başlık olmaktan çıkıyor ve insanın evini, işini, sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren somut bir gerçekliğe dönüşüyor.” değerlendirmesinde bulundu.
COP31 sürecinde insan merkezli yaklaşımı öne çıkardıklarını belirten Kurum, “Demek ki herkes için mesele, hayatı, güvenliği, geleceği ve yaşamı hep birlikte korumaktır. İşte bizim COP31 yolculuğunda dirençli şehirleri merkeze almamızın sebebi de tam olarak budur çünkü bugün şehir, enerjisiyle, suyuyla, altyapısıyla, ulaşımıyla, atık yönetimiyle, yeşil alanlarıyla ve en önemlisi de orada insanına verdiği güven duygusuyla güçlüdür.” dedi.
“6 Şubat sonrası Anadolu Çınarı Modeli ortaya çıktı”
Bakan Kurum, Türkiye’nin deprem gerçeği ve iklim kriziyle aynı anda mücadele ettiğini belirterek, dirençli şehir anlayışının bu iki başlığı birlikte ele aldığını söyledi.
6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen çalışmaları hatırlatan Kurum, 11 ili ve 14 milyon insanı etkileyen büyük felaketin ardından devletin tüm imkanlarıyla sahada olduğunu vurguladı.
Kurum, sahada 200 bini aşkın mimar, mühendis ve işçiyle görev yaptıklarını belirterek, üretim hızının saatte 23, günde 550 konuta ulaştığını söyledi.
Afetin 15’inci gününde ilk konut temellerinin atıldığını, 45’inci günde ise ilk anahtar teslimlerinin gerçekleştirildiğini ifade eden Kurum, Hatay başta olmak üzere deprem bölgesinde yalnızca üstyapının değil altyapının da yeniden inşa edildiğini kaydetti.
“Türkiye ilk gün milletinin elini tuttu”
Deprem sonrası ortaya koydukları yaklaşımı “Anadolu Çınarı Modeli” olarak tanımlayan Kurum, şu ifadeleri kullandı:
“11 ilimizde hayat bulan bu model, afet sonrası barınmayı, piyasanın insafına bırakmayan, işte bugün tüm dünya devletleri, maalesef sosyal devlet bakışını, anlayışını rafa kaldırdılar. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri dahi depremlerde, afetlerde vatandaşını sigorta şirketinin insafına bırakırken, bugün Türkiye, Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2 yılda dünyada eşi benzeri olmayan bir başarı hikayesini yazmıştır ve ilk gün milletinin elinden tutmuş, o eli asla bırakmamıştır. Bugün 11 ilimiz 110 bin kilometrekarelik alanda ayağa kalktıysa, bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü, kudretini ve milletine olan sevgisini göstermiştir. Hiçbir afette milletimizi asla yalnız bırakmayan bir anlayışı, siyaseti yürütüyoruz, çok önemli, söz verebilirsiniz ama o sözü gerçekleştirebilmek önemlidir.”
“Verdiğimiz sözü tuttuk”
Deprem sonrası yapılan eleştirilere de değinen Kurum, “Deprem sonrasında ‘buraya başkaları gelecek, başka toplumdan insanlar yerleşecek’ dediler. İnsanları asla mahallesinden, hatırasından koparmayan yerinde dönüşüm yaklaşımını biz gerçekleştirmiş olduk ve verdiğimiz sözü tuttuk.” dedi.
Kurum, enerji, su, arıtma ve iletişim altyapılarının afet anlarında da çalışacak şekilde tasarlandığını belirterek, 2 yılda 500 bin konut teslim eden iradenin şimdi de 81 ilde yeni 500 bin sosyal konut projesini hayata geçirdiğini söyledi.
Hatay Deklarasyonu imzalandı
Konuşmasının sonunda “Hatay Deklarasyonu”na değinen Kurum, COP31 kapsamında tarihi bir adım atıldığını belirtti.
Kurum, “Hatay deklarasyonuna hep birlikte imza attık. Politikadan uygulamaya, iyileşmeden dönüşüme ve küresel taahhütlerden yerel eyleme geçeceğimizi tüm insanlığa beyan ettik. İklime dirençli şehirler, kentsel dönüşümü bu manada ilerletmeye, çok düzeyli yönetişimi güçlendirmeye, yerel yönetimleri uygulamanın kilit aktörleri olarak yetkilendirmeye karar verdik. Dirençli ve sürdürülebilir şehirler için finansmanı artıracağımızı ilan ettik. Kentsel enerji dönüşümünü ve düşük karbonlu kalkınmayı hızlandıracağımıza, doğaya dayalı çözümleri ve yine insan merkezli yaklaşımları teşvik edeceğimize söz verdik. Özet olarak, COP31 sonuçlarını, şehir düzeyinde uygulama yollarına dönüştürmeyi ve başarılı uygulamaları kardeşçe paylaşmayı tüm insanlığa taahhüt ettik. Ben COP31 başkanı olarak, tüm insanlık adına, bu deklarasyona imza atan tüm ülkelere şükranlarımı sunuyorum.” dedi.