09 Haziran 2026 Salı
NSosyal
Instagram
Twitter
Etkili, Hakiki, Ahlaklı
İstanbul
Kapalı
24°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Eha Medya Gündem Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Irak ve Suriye harekatlarımız güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Irak ve Suriye harekatlarımız güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Milli Güvenlik Konferansları Açılış Töreni'nde önemli açıklamalarda bulundu. Küresel güvenlik mimarisindeki değişimlerden siber tehditlere, yapay zekanın risklerinden savunma sanayindeki yerlilik oranına kadar pek çok stratejik konuyu değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin yeni dönem güvenlik vizyonunu ilan etti.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki hitabına vatan savunmasında görev alan tüm güvenlik güçlerine teşekkür ederek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Güvenlik Konferansları'nın önemine değindiği açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Yine bu vesileyle, aziz vatanımızın dört bir yanında, sınır boylarında ve ötesinde fedakarca görev yapan asker, polis, jandarma, sahil güvenlik personeli, korucu ve istihbaratçılarımız başta olmak üzere güvenlik kuvvetlerimizin her bir mensubuna, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Talimatlarımız doğrultusunda Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin daha iyi anlaşılması amacıyla hazırlanan Milli Güvenlik Konferansları'nın başarılı geçmesini temenni ediyorum. Bölgesel gelişmeler bağlamında hassas bir döneme tekabül eden konferansları, devletimizin stratejik hafızasını güçlendiren, kurumlarımız arasındaki koordinasyonu pekiştiren ve yeni tehditleri doğru okuyacak kadroların yetişmesine zemin oluşturan önemli bir adım olarak görüyorum. Değerli tecrübeleri, birikimleri ve uzmanlıklarıyla programa katkı verecek tüm katılımcılara şimdiden tebriklerimi ve teşekkürlerimi iletiyorum."

Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) yapısında ve işleyişinde hayata geçirilen demokratik reformların altını çizen Erdoğan, devlet idaresindeki sessiz devrimi şu sözlerle aktardı:

"Burada öncelikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Devlet yönetiminde millî irade ve sivil siyaset merkezli gerçekleşen sessiz devrimin sembollerinden biri, Millî Güvenlik Kurulumuzun görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişimdir. Yasal ve anayasal düzenlemeler, Kurulun ve Genel Sekreterliğimizin asli misyonlarını daha etkin, daha verimli ve demokratik standartlara uygun bir zeminde icra etmelerini mümkün hâle getirmiştir. Bir zamanlar eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin tespitinden sinema ve müzik eserlerinin denetimine kadar geniş bir alanda mesai harcamak zorunda kalan Genel Sekreterliğimiz, artık bu yüklerinden kurtulmuştur. Genel Sekreterliğimizin dikkatini ve enerjisini dağıtan bu işlerden kurtulup asli görevlerine odaklanmasını sadece Türk demokrasisi açısından değil, Türkiye'nin ulusal güvenliği bakımından da çok kıymetli buluyorum. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin devlet idaremize ve karar alma süreçlerine kazandırdığı avantajları en iyi şekilde kullanarak Türkiye'nin gücüne güç katmaya inşallah devam edeceğiz."

Türkiye Cumhuriyeti'nin köklü devlet geleneğine ve asırlardır bu coğrafyada verilen varlık mücadelesine dikkat çeken Cumhurbaşkanı, ebed müddet vasfına vurgu yaparak şöyle devam etti:

"Kıymetli arkadaşlar, milletçe stratejik önemi yüksek ve zorlu bir coğrafyada asırlardır varlık gösteriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Forsu'nda temsil edilen 16 devletimizin 2200 yılı aşkın bir mazisi vardır. Avrupa'dan Orta Asya'ya, Kafkasya'dan Afrika'nın derinliklerine uzanan geniş bir coğrafyada ecdadımız at koşturmuş, devletler kurmuştur. Söğüt'te büyüyüp filizlenen Osmanlı çınarı, 600 yılı aşkın süre boyunca üç kıta yedi iklimde bayrağımızı gururla dalgalandırmıştır. Osmanlı'nın takati tükendiğinde ise yerini genç Cumhuriyetimiz almıştır. Her zaman söylediğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti, bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil, en son devletimizdir. Bunu bilhassa şunun için söylüyorum. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır. Nice zorluklarla karşılaştık. Nice ihanetlere maruz kaldık. Nice badirelerden geçtik. Ama her defasında Anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk."

"Türkiye, bölgesinde oyun kurucu bir aktör hâline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir"

Sınır ötesi operasyonlar ve terörü kaynağında kurutma stratejisi sayesinde Türkiye'nin bölgesel bir oyun kurucuya dönüştüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, askeri harekatların stratejik rolünü şu sözlerle tanımladı:

"Bugüne kadar vatanımızın bekasını, devletimizin güvenliğini, milletimizin istiklal ve istikbalini güvenceye alma noktasında kendi bileğimizin gücü dışında kimseye umut bağlamadık. Millî Mücadele'yi bu anlayışla yürüttük. Cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk. Demokrasimize yönelen saldırıları bu anlayışla püskürttük. Kırk yılı aşan terörle mücadelemizi yine bu anlayışla sürdürdük. Tüm bunları yaparken tarihin ve aziz milletimizin şahitliğinde ağır bedeller ödedik. Büyük mücadeleler verdik. Ve çok önemli kazanımlar elde ettik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attık. Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken diğer taraftan da sınır ötesi harekâtlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir framework güvenlik hattı oluşturduk. Karar alma aşamasından uygulama safhasına kadar sınır ötesi operasyon süreci, Türkiye'nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlenmiştir. Millî güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekâtlarımız, ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır. Türkiye, başkalarının senaryolarında kendisine rol biçilen bir ülke değil, kendi hikâyesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör hâline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir."

"Terörsüz Türkiye" vizyonunun sadece bir iç siyaset adımı olmadığını, çok geniş bir jeopolitik devlet vizyonunu temsil ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürece dair şu hedefleri paylaştı:

"Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez Bölgesi'nden Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde, ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında, iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak, Türkiye'nin güvenliğini tahkim edecek ve milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır."

"Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez"

Değişen dünya düzeninde siber tehditler, dezenformasyon kampanyaları ve veri güvenliği gibi kavramların artık doğrudan milli güvenliğin ana sütunları haline geldiğini ifade eden Erdoğan, yeni nesil tehditlere karşı şu uyarıları yaptı:

"Değerli kardeşlerim, biz kendisini asker millet olarak tarif eden bir kimliğe, böyle bir kültüre sahibiz. Güvenlik, özellikle bizim milletimiz için ihtiyaçlar hiyerarşisinde ilk sırada yer almaktadır. Şunu gayet iyi biliyoruz ki gardımızı indirdiğimiz, rehavete kapıldığımız anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Sadece kendi bekamız için değil, dost ve kardeşlerimizin huzur, barış ve istikrarı için de bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur. Çünkü biz, bölgemizin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmeyen, kendi huzuru kadar dost ve kardeşlerinin de huzurunu isteyen bir ülkeyiz. Şurası bir gerçek ki günümüzde tehditlerin doğası, savaşların tekniği, ittifakların işleyişi ve toplumsal risk alanları hızlı bir değişim geçiriyor. Bunlara paralel olarak güvenlik kavramının mahiyeti ve kapsama alanı da değişime uğruyor. Çağımızın güvenlik anlayışında enerji hatlarına yapılan bir saldırı da limanları ve lojistik ağlarını devre dışı bırakan bir kesinti de bankacılık sistemini işlemez hâle getiren bir siber tehdit de toplumun birlik ve bütünlüğünü bozan bir dezenformasyon kampanyası da doğrudan millî güvenliğin alanına giriyor. Savaş meydanında artık tanklar, uçaklar ve füzeler kadar onlara istikamet veren yazılım ve donanımlar da belirleyici rol oynuyor. Yani hemen her alanda ön kabullerin yıkıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye olarak bu süreci takip etmekle kalmıyor, kendimizi en hızlı biçimde buna adapte etmeye çalışıyoruz. Yerli ve millî imkânlarla geliştirilmiş teknolojik kabiliyetleri, millî güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Aynı şekilde veri güvenliğine büyük önem veriyoruz. Gelinen noktada artık hepimiz şu gerçeğin farkındayız. Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke, ekonomik istikrarını, savunma kapasitesini ve vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez."

Yapay zeka teknolojilerinin sunduğu operasyonel kolaylıkların yanı sıra demokratik süreçleri zehirleme potansiyeli taşıyan sinsi tehlikelerine de değinen Cumhurbaşkanı, stratejik yaklaşımını şöyle özetledi:

"Bir diğer mesele, kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zeka teknolojisidir. Doğru kullanıldığında yapay zekâ, karar alma süreçlerini hızlandırmakta ve riskleri erken tespit etmeyi sağlamaktadır. Ancak yapay zeka ciddi riskleri de barındırmaktadır. Yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları toplumsal psikolojiyi, sahte içerikler ise demokratik süreçleri zehirlemektedir. Gerçekle yalan arasındaki çizginin giderek kaybolduğuna şahit oluyoruz. Yapay zekayı etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak, ülkemiz için tercihten öte bir zorunluluktur."

"Cephe ile cephe gerisi arasındaki sınır bulanık hale geldi"

Modern savaş sahalarındaki enformasyon ve dijital çatışma süreçlerini yakından takip ederek gerekli tüm dersleri çıkardıklarını vurgulayan Erdoğan, gözlemlerini şu satırlarla aktardı:

"Değerli arkadaşlar, bugün savaşlar cephe ile birlikte siber alanda, uydu sistemleri üzerinden ve sosyal medya platformlarında eş zamanlı yürütülüyor. Cephe ile cephe gerisi arasındaki sınır bulanık hâle gelirken, sivil ve askerî alan ayrımı da günden güne zayıflıyor. Bir mühendis geliştirdiği bir yazılımla, bir veri analisti yaptığı bir değerlendirmeyle, bir siber güvenlik uzmanı dijital alandaki önleyici bir faaliyetiyle, bir vatandaş ise manipülasyon ve dezenformasyona karşı gösterdiği dirençle millî güvenliğin etkin birer parçası hâline gelebiliyor. Bunu biz hem Rusya-Ukrayna Savaşı'nda hem de son üç yılda bölgemizde yaşanan hadiselerde gördük. İHA'lar, SİHA'lar, sürü sistemleri, insansız deniz araçları, elektronik harp kabiliyetleri ile balistik ve hipersonik yetenekler daha evvel hiç olmadığı kadar belirleyici rol oynadı. Cephe hattında kıyasıya bir mücadele verilirken, cephe gerisinde özellikle medya ve sosyal medya aynı yoğunlukta enformasyon savaşlarına sahne oldu. Bunların hepsini takip ettik. Almamız gereken dersleri aldık."

Türkiye'nin devlet mekanizmasını yıpratmaya yönelik sızıntı ve sabotaj girişimlerini engelleyerek her türlü kriz fırtınasına karşı dirençli bir bünye inşa ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Türkiye, harp sahalarını en iyi okuyan, değişen güvenlik paradigmasını ilk fark eden ve kendini buna erkenden hazırlayan ülkelerden biri olmuştur. Terörle mücadeledeki tecrübelerimizi, sınır ötesi harekâtlarda elde ettiğimiz kabiliyetlerle birleştirerek kendimizi sürekli geliştirmeye çalıştık. Savunma sanayimizi güçlendirerek dışa bağımlılığımızı en aza indirdik. Güvenlik kurumlarımız arasındaki eşgüdümü en üst düzeye çıkararak riskleri bertaraf ettik. Devletimizi, Türkiye düşmanlarına maşalık yapan FETÖ'vari yapılardan temizleyerek sızıntıların ve içeriden sabotajların önüne geçtik. Demokratik reformlarımızla özgürlük ve güvenlik arasında çok hassas bir denge yakaladık. Bunların yanı sıra dış temsilciliklerimizin sayısını artırarak, yeni anlaşmalar ve nakil hatlarıyla enerji arz güvenliğimizi sağlayarak, sağlık altyapımızı modernize ederek, afetle mücadele kapasitemizi güçlendirerek Türkiye'yi iddiaları ve hedefleriyle uyumlu bir bünyeye kavuşturmuş olduk. Sahip olduğumuz bu kapasitenin değerini, etrafımızı kuşatan kriz fırtınasına baktığımızda çok net görebiliyoruz. Tarihin ve kaderin bize yüklediği sorumlulukların idrakinde olarak inşallah bu kapasiteyi içeride ve dışarıda tahkim etmeye devam edeceğiz. Türkiye Yüzyılı ifadesinde anlamını bulan büyük ve güçlü Türkiye'yi adım adım inşa edeceğiz."

"Devlet-i ebed müddet, aziz milletimizin bizatihi kendisidir"

Maddi güç unsurlarının ve askeri hazırlıkların üzerinde yükseldiği asıl manevi zeminin aile müessesesi, gençlik ve sarsılmaz kardeşlik bağları olduğunu belirterek konuşmasını tamamlayan Erdoğan, şu dua ve temennilerle meclis kürsüsünden ayrıldı:

“Burada şu hususu önemle vurgulamak durumundayım. Bu kutlu mücadelede en büyük kuvvet ve ilham kaynağımız milletimizdir. Devlet-i ebed müddet, aziz milletimizin bizatihi kendisidir. Türk milleti var oldukça devletimiz de var olmaya devam edecektir. Bunun için elbette ordumuz, istihbaratımız, emniyetimiz, jandarmamız ve savunma sanayimiz en yüksek hazırlık seviyesinde olacak. Ama bunlarla birlikte asıl bizi biz yapan, bizi güçlü kılan, varlığımızı borçlu olduğumuz değerlere sahip çıkacağız. Asıl maddi güç unsurlarının üzerinde yükseldiği zemini sağlam tutacağız. Nedir o zemin? O zemin milletimizin ezelî ve ebedi kardeşliğidir. O zemin insanımızın ortak tarih ve kader bilincidir. O zemin toplumun temeli olan aile müessesemizdir. O zemin şuurlu, donanımlı, ahlaklı ve özgüvenli gençler yetiştirmektir. O zemin bağımsızlığımızın simgesi olan ezanımız ve bayrağımızdır. Rabbim birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin. Devletimizi payidar, milletimizi aziz, güvenlik güçlerimizi muzaffer eylesin diyorum. Bu düşüncelerle Millî Güvenlik Konferansları'nın ülkemize, milletimize ve devletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Emeği geçenleri tekrar tebrik ediyor, sizleri de bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *