30 Mart 2026 Pazartesi
NSosyal
Instagram
Twitter
Etkili, Hakiki, Ahlaklı
İstanbul
Kapalı
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Eha Medya Gündem FETÖ’nün medya aparatı yine sahada: Hedefte Akın Gürlek ve Sabah var

FETÖ’nün medya aparatı yine sahada: Hedefte Akın Gürlek ve Sabah var

FETÖ’nün yıllardır değişmeyen operasyon modeli bir kez daha devreye sokuldu. Önce dijital propaganda hattı kuruluyor, ardından aynı söylem siyasi zemine taşınıyor, sonra da devletin kritik isimleri hedefe yerleştiriliyor. Son dönemde Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Sabah gazetesi ve Sabah Gazetesi Yayın Koordinatörü Abdurrahman Şimşek etrafında kurulan tablo da tam olarak böyle bir operasyon döngüsüne işaret ediyor.

Türkiye, FETÖ’nün kirli operasyon aklını daha önce defalarca gördü. Yöntem değişmiyor; sadece aktörler, araçlar ve mecra güncelleniyor. Önce bir isim seçiliyor. Bu isim, çoğu zaman geçmişi tartışmalı, hukuki sorunlarla anılan ya da Türkiye’de tutunma zemini kalmamış biri oluyor. Ardından bu kişi, sanki iktidar çevrelerine yakınmış gibi konuşturuluyor. “İçeriden konuşan adam” figürü böyle inşa ediliyor.

Bir süre sonra ikinci faz başlıyor. İlk videolarda ya da açıklamalarda “ben de aslında AK Partiliyim”, “çok sustum”, “çok şey biliyorum” gibi cümlelerle güven telkin edilmeye çalışılıyor. Sonra bir kırılma anı kurgulanıyor; bu kez aynı isim “artık yeter”, “artık her şeyi anlatacağım” tonuna geçiyor. Böylece sözde duygusal bir kopuş hikayesi üzerinden yeni bir propaganda sahnesi kuruluyor. Bu aşamada AK Partili isimler hedefe konuyor, bir doğruya çok sayıda yalan eklenerek videolar, ses kayıtları, yazışmalar ve servis içerikler dolaşıma sokuluyor.

Üçüncü faz ise en kritik eşik oluyor. Asıl hedef devreye giriyor. 17/25 Aralık 2013 sürecinden bu yana değişmeyen bu nihai hedef, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi oluyor.

Cevheri Güven ile Özgür Özel arasında kurulan söylem hattı tesadüf değil 

Bu tabloyu daha dikkat çekici hale getiren başlıklardan biri, FETÖ’cü gazeteci Cevheri Güven çizgisinden çıkan söylemler ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son dönemde kullandığı siyasi dil arasındaki paralellik. Burada dikkat çeken nokta, belirli kavramların önce dijital propaganda kanallarında dolaşıma girmesi, ardından çok benzer cümlelerle muhalefet söylemine taşınması.

Ekrem İmamoğlu suç örgütü soruşturmasını “darbe” diye çerçeveleyen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “cuntacı” ifadesini yönelten ilk söylem hattı Cevheri Güven üzerinden kuruldu. Ardından bu kavram seti olduğu gibi alınıp CHP propagandasının merkezine yerleştirildi. Burada mesele yalnızca aynı görüşe sahip olmak değil; aynı çerçeveyi, aynı kelime setini ve aynı siyasi yönlendirmeyi peş peşe üretmek.

Bu benzerlik, sadece siyasi polemik düzeyinde geçiştirilecek bir ayrıntı değil. Çünkü FETÖ’nün geçmişten beri en iyi yaptığı iş, kirli söylemi önce kendi ağlarında üretmek, ardından bunu siyasete ve medyaya servis ederek meşrulaştırmak oldu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek neden hedefte?

Cevheri Güven’in son yayımladığı ve doğrudan Akın Gürlek ile Sabah Gazetesi Yayın Koordinatörü Abdurrahman Şimşek’i merkeze alan video da bu zincirin son halkası olarak değerlendiriliyor. 

Bu videoda birçok maddi hata bulunuyor. Örneğin iş insanı olan isimler devlet memuru gibi sunuluyor, zamanlar, yerler ve olaylar birbirine karıştırılıyor. Fakat burada asıl dikkat çeken nokta, bu dağınıklığın bir zafiyet değil, bilinçli bir magazinleştirme yöntemi olarak kullanılmış olabileceği ihtimali. Çünkü mesele teknik doğruluk değil; kamuoyunda gürültü üretmek, tartışmayı büyütmek ve sahte bir “belge trafiği” algısı oluşturmak.

Bu hatta bir sonraki adımın ne olacağı da tahmin ediliyor: Videolarda kullanılan kavramların ve suçlama paketlerinin kısa süre içinde CHP çevreleri tarafından siyasi malzemeye dönüştürülmesi. Özellikle yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltına alınan CHP’li Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım başlığında sıkışan siyasi aktörlerin, yeni propaganda içeriklerine sarılabileceği öngörülüyor.

Lojman üzerinden kurulan kirli denklem

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı makamı için hazırlanan lojmanın günlerce siyasi propaganda malzemesi haline getirilmesi de bu operasyon hattının dikkat çeken başlıklarından biri oldu. Devletin malı olan ve görev makamı için hazırlanan lojman, özel mülkmüş gibi gösterildi; boğaza nazır milyon dolarlık kişisel villa anlatısına dönüştürüldü. Sonra bu başlık siyaset kürsüsüne taşındı. Oysa burada kişisel bir mülk değil, devletin güvenlik gerekçesiyle hazırladığı bir makam lojmanı söz konusuydu. Buna rağmen konu, sanki şahsi zenginleşme ya da ayrıcalık meselesiymiş gibi işlendi.

Tartışmanın devamında, lojmanın aslında devlet mülkü olduğu ortaya konulduğunda bu kez “O tadilat masrafı ne?” sorusuyla yeni bir zemin kuruldu. Ancak burada asıl göz ardı edilmek istenen nokta şuydu: Daha önce savcılara ve adliyelere yönelen saldırılar, terör tehdidi ve güvenlik riski nedeniyle yüksek korumalı bir lojman ihtiyacı oluşmuştu. Kurşun geçirmez camdan roketatara dayanıklı duvarlara kadar uzanan güvenlik önlemleri de bu çerçevede devreye alınmıştı. Buna rağmen lojman başlığı, doğrudan hedef göstermeye dönüştü. Sürecin sonunda evi gözetlediği belirtilen 2 kişinin gözaltına alınması da bu dilin nasıl bir tehdit iklimi ürettiğini gösteren başlıklardan biri oldu.

Kripto ağlar hala devrede mi?

Ortaya çıkan bir başka kritik soru da şu: Bazı başlıklar henüz siyasetin diline düşmeden önce nasıl oluyor da örgüt bağlantılı propaganda kanallarında dolaşıma giriyor? Bu soru, FETÖ’nün devlet içindeki kripto unsurlarına ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

Lojman başlığı burada en net örneklerden biri. İlk servis edildiği dönemde, kamuoyunda “Akın Gürlek’in lojmanı” diye konuşulan ev, aslında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı makamı için tadilata alınmış bir lojmandı. Devletin burada aldığı karar, daha önce savcılar ve adliyeler üzerinde oluşan terör tehdidi nedeniyle yüksek güvenlikli bir makam lojmanı üretmekti. Buna göre en üst düzey güvenlik tedbirleri alınıyor; kurşun geçirmez camlar, güçlendirilmiş duvarlar ve ağır saldırılara dayanıklı yapısal önlemler devreye sokuluyordu.

Ancak gizli kalması gereken bu güvenlik mimarisi, adresiyle, fotoğraflarıyla ve diğer detaylarıyla Cevheri Güven hattına servis edildi. Tam da bu noktada, devlet içinde bilgi sızdıran kripto yapı tartışması yeniden önem kazandı.

Aynı şablon tapu başlığında da kuruldu. Daha Özgür Özel bu konuları açıkça dillendirmeden önce, Telegram gruplarında Akın Gürlek’in mal varlığı üzerine içerikler dolaşıma girmeye başladı. Burada 4 tapu 12 tapu gibi servis edildi, rakam bilerek büyütüldü ve olay magazinleştirildi. Sonrasında aynı bilginin siyasi kürsüde Özgür Özel tarafından birebir kullanılması, bilgi akışının yönüne dair yeni soru işaretleri doğurdu.

Bu tartışmada kıyaslama için başka isimler de gündeme getirildi. Akın Gürlek’in uzun yıllar hakimlik, bakan yardımcılığı, başsavcılık ve sonrasında bakanlık görevlerinde bulunmuş bir isim olarak 4 adet ev sahibi olmasının “büyük skandal” diye sunulduğu; buna karşılık CHP milletvekili olmadan önce de 4 tapusu bulunduğu ortaya çıkan Murat Emir’in, vekil olduktan sonra 2016-2024 arasında tapu sayısını en az dört kat artırdığı ve yüz milyonlarca liralık mal varlığına ulaştığı yönündeki tartışmaların aynı sertlikte gündem yapılmadığı görüldü. Aynı şekilde, adı rüşvet soruşturmasıyla anılan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın 34 araç ve 114 tapu meselesi ile bu araç ve taşınmazların bir yıl önce şoförünün üzerine geçirilmiş olması da benzer şiddette bir kamuoyu baskısı üretmedi.

Sabah ve Abdurrahman Şimşek neden hedefte?

Hedef alınan bir diğer cephe ise Sabah gazetesi ve Yayın Koordinatörü Abdurrahman Şimşek oldu. Bunun nedeni de açık: FETÖ’nün medya yapılanmasına, örgütsel bağlantılarına ve yurt dışındaki koruma kalkanına ilişkin en kritik ifşaların önemli bölümü bu çizgideki yayınlarda kamuoyuna taşındı.

Örgütün medya ayağını deşifre eden, Cevheri Güven gibi isimlerin geçmiş bağlantılarını ve bugün nerede, nasıl korunduğunu gündeme getiren yayınlar, doğal olarak FETÖ’nün hedef listesine girdi. Çünkü örgüt için en büyük tehdit, karanlık ilişki ağının deşifre edilmesi oldu.

Bugün Sabah’a ve Abdurrahman Şimşek’e yönelen saldırıların arkasında da tam olarak bu rahatsızlık yatıyor. Mesele gazetecilik tartışması değil; mesele, örgütün medya aparatının teşhir edilmesine duyulan öfke.

Aynı yöntem, aynı hedef, aynı tehlike

Ortada değişmeyen bir gerçek var: FETÖ, operasyon aklını terk etmiş değil. Sadece yöntemi güncelliyor. Önce vitrin isimler seçiliyor, sonra dijital propaganda başlatılıyor, ardından siyaset aynı dili devralıyor. Son aşamada ise devletin kritik makamlarıyla FETÖ’yü deşifre eden medya hedefe yerleştiriliyor.

Bugün Akın Gürlek’e yönelik kampanya ile Sabah gazetesi ve Abdurrahman Şimşek’e dönük saldırılar da tam bu zincirin yeni halkası olarak görülüyor. Çünkü Akın Gürlek, Tahşiye kumpasından MİT TIR’larına, Hrant Dink dosyasından örgütün farklı kırılma başlıklarına kadar FETÖ’nün canını yakan dosyaların kesişim noktasında duruyor. Sabah ve Abdurrahman Şimşek ise örgütün medya ayağını, yurt dışı bağlantılarını ve koruma kalkanını deşifre eden yayın çizgisini temsil ediyor.

Bu yüzden yaşananları yalnızca bir sosyal medya tartışması, sıradan bir video savaşı ya da geçici bir polemik olarak okumak hatalı bir bakış açısı olur. Burada asıl tartışma, FETÖ’nün medya-siyaset hattında yeniden alan açma çabasıdır. Ve Türkiye’nin yakın geçmişi, bu yapının tesadüfen değil planla hareket ettiğini defalarca göstermiştir.

Önümüzdeki süreçte CHP ve CHP’ye yakın gazetecilerin bu etkiden ne ölçüde sıyrılacağı, aynı manipülasyon hattının içinde kalıp kalmayacağı daha net görülecek. Ancak bugünden görünen tablo şu: Aynı operasyon aklı yine devrede, aynı hedefler yine ön safta.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *