4 Şubat 2026 tarihli ve 33158 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile 6306 sayılı Kanun’un uygulama yönetmeliğinde kapsamlı güncellemeler yapıldı. Bu düzenlemeyle riskli yapıların tespiti, yıkım sonrası işlemler ve mülkiyet karar alma süreçleri daha sistematik ve planlı bir çerçeveye kavuşturuldu. Bakanlık kaynakları, yeni düzenlemelerin yıkım sonrası süreçleri daha hızlı işletmek ve dönüşüm uygulamalarında yaşanan bürokratik gecikmeleri azaltmak amacıyla hazırlandığını açıkladı. Düzenleme, özellikle 6 Şubat depremleri sonrası hız kazanan güvenli konut politikalarının hukuki altyapısını güçlendiren adımlardan biri olarak hayata geçirildi.
Tapu işlemlerinde belirsizlik azaltılıyor
Yönetmelikte dikkat çeken değişikliklerden biri, tapu işlemlerine ilişkin düzenleme oldu. Riskli yapıların yıkılmasının ardından taşınmazların tapu kayıtlarına “6306 sayılı Kanun kapsamındadır” şerhi konulacak. Bu ibare, maliklerin ve diğer paydaşların dönüşüm aşamalarında belirsizlik yaşamadan işlem yapabilmelerini sağlayacak. Önceki süreçte zaman zaman yaşanan tapu ve satış gecikmelerinin önüne geçilmesini hedefleyen düzenlemeyle, hak sahiplerinin satış veya devir işlemlerini daha hızlı tamamlayabilmesi amaçlanıyor. Böylece dönüşüm sürecinin hem hukuki hem de idari boyutta daha net bir zemine oturtulması öngörülüyor.
Karar alma süreçlerinde salt çoğunluk dönemi
Karar alma mekanizmasında da önemli bir değişiklik yapıldı. Önceki uygulamada 3’te 2 çoğunluk aranırken, yeni düzenleme ile salt çoğunluk yani yüzde 50+1 yeterli sayılacak. Bu kapsamda tek malik dahi dönüşüm sürecini başlatabilecek ve birçok uygulama adımı daha geniş bir onay prosedürüne gerek kalmadan yürürlüğe girebilecek. Yeni sistemle birlikte mülkiyet temelli anlaşmazlıkların projeleri kilitlemesinin önüne geçilmesi ve dönüşümün planlanan takvim çerçevesinde ilerlemesi amaçlanıyor.
Anadolu’da dönüşümün ağırlık merkezi güçleniyor
Sektörel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 6 Şubat depremlerinin ardından kentsel dönüşümün ağırlık merkezi Anadolu illerine kaydı. Büyük şehirlerin yanı sıra deprem riski yüksek illerde yeni bir uygulama yaklaşımı benimsendiği belirtilirken, merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki koordinasyonun artırılmasının hedeflendiği ifade ediliyor. Uzmanlar, yapılan düzenlemelerin müteahhit odaklı bir “yık-yap” anlayışının ötesine geçerek şehir planlama ilkelerine dayalı, daha şeffaf ve bütüncül bir sürece işaret ettiğini değerlendiriyor. Salt çoğunluk düzenlemesi ve karar mekanizmalarındaki sadeleşme ile birlikte toplumsal itiraz kaynaklı belirsizliklerin azaltılmasının amaçlandığı da vurgulanıyor.
Sürecin sahaya yansıması: TOKİ kura takvimi
Düzenlemenin sahadaki yansıması olarak Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) 9–15 Şubat 2026 tarihleri arasında farklı illerde gerçekleştireceği kura çekimleri de ilgiyle karşılanıyor. “Yüzyılın Konut Projesi” kapsamında açıklanan bu takvim, dönüşüm hedeflerinin planlama aşamasından uygulamaya geçtiğini gösteren somut bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu süreç, merkezi idarenin afetlere dirençli şehirler hedefi doğrultusunda yürüttüğü konut politikasının sahadaki ilerleyişini ortaya koyuyor.
Tüm bu gelişmeler birlikte ele alındığında, kentsel dönüşüm sürecinin daha hızlı işlemesine, hak sahiplerinin sürece daha aktif katılımına, bürokratik engellerin azaltılmasına ve tapu ile mülkiyet prosedürlerinin netleşmesine yönelik kapsamlı bir reform sürecinin devreye girdiği görülüyor. Yeni düzenleme, güvenli konut üretimini hızlandırmayı ve şehirleri afet risklerine karşı daha dayanıklı hale getirmeyi amaçlayan devlet politikalarının önemli bir halkası olarak değerlendiriliyor.
Deprem güvenliği dönüşümü sigorta dengelerini de etkileyebilir
Kentsel dönüşüm sürecinde riskli yapı şerhinin daha net ve hızlı biçimde işlenmesi, yalnızca mülkiyet ve imar süreçlerini değil, sigorta sektörünü de doğrudan ilgilendiriyor. Sektörel çevreler, özellikle tapu kayıtlarında risk durumunun açık şekilde belirtilmesinin, hem zorunlu deprem sigortası (DASK) hem de konut sigortası poliçelerinde yeni bir fiyatlama dönemini beraberinde getirebileceğine dikkat çekiyor.
Sigorta uzmanlarına göre mevcut sistemde, binanın gerçek risk durumunun poliçe primlerine tam anlamıyla yansımadığı örnekler bulunuyor. Ancak dönüşüm sonrası inşa edilen ve güncel deprem yönetmeliğine uygunluğu belgelenen yapıların artması, prim hesaplamalarında daha somut bir kriter seti oluşturabilir. Bu da güvenli konutlarda daha düşük prim uygulamalarının önünü açabilir.
Öte yandan, güvenli konut stokunun artması yalnızca bireysel poliçe maliyetleri açısından değil, makro ölçekte afet finansmanı bakımından da önem taşıyor. Uzun vadede hasar oranlarının düşmesi, sigorta havuzunun daha dengeli işlemesini sağlayabilir. Bu durumun hem kamu üzerindeki afet sonrası mali yükü hafifletebileceği hem de sigorta şirketlerinin büyük risklere karşı yurtdışından sağladığı güvence maliyetlerinde Türkiye lehine bir tablo oluşturabileceği ifade ediliyor.