16 Haziran 2026 Salı
NSosyal
Instagram
Twitter
Etkili, Hakiki, Ahlaklı
İstanbul
Az bulutlu
24°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Eha Medya Gündem MHP Lideri Bahçeli: "Zengezur hattı, Turan Koridoru'dur"

MHP Lideri Bahçeli: "Zengezur hattı, Turan Koridoru'dur"

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamalarda küresel güç savaşlarından Orta Doğu'daki kritik gelişmelere, Güney Kafkasya'daki stratejik dengelerden Türk gençliğine yönelik mesajlara kadar geniş bir yelpazede çok önemli değerlendirmelerde bulundu.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin meclis grup toplantısında kürsüye çıkarak gündemdeki sıcak gelişmeleri analiz etti. Dünyanın sancılı bir süreçten geçtiğini belirten Bahçeli, bölgesel krizlerin birbirine bağlı küresel bir planın parçası olduğunu ifade etti.

"Netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır"

Orta Doğu'da yaşanan drama ve İsrail Başbakanı'nın agresif politikalarına sert tepki gösteren MHP Lideri, bölgedeki istikrarsızlığın kaynağını şu sözlerle işaret etti:

"Değerli dava arkadaşlarım, dozu her geçen gün daha da artan sert güç yarışlarının, kaynağı asırlar öncesine uzanan çetin hesaplaşmaların, bugünü puslu ve yarını sisli bir dönemin içinden geçmekteyiz. Bugün yaşananları sadece günlük haber akışı olarak görmek, hakikatin kabuğunda oyalanmak olur. Çünkü Gazze'de dökülen mazlum kanı, Lübnan'da ateşkese rağmen yükselen kıyım dumanı, Hürmüz hattında uzun süredir küresel ekonomi ve enerji arzını esir alan gerilim, Doğu Akdeniz'de Kıbrıs'ı da çepeçevre kuşatan ve Körfez'e ulaşan sinsi hesaplar ve Güney Kafkasya'da yeniden şekillenen siyasi denge aynı zincirin halkalarıdır. Bu karanlık tablonun bir yanında uluslararası düzeni kendi çıkarına göre eğip bükenlerin, hukukla adeta bir oyuncak misali eğlenenlerin düzeni vardır. Diğer yanında ise evladının kefenine sarılan anaların, yurdundan sürülen masumların, açlığa sığınan, bomba sesleriyle güne uyanan zavallı çocukların yüreklerimizi dağlayan çığlıkları vardır. 1948'den bu yana Filistin halkının hür ve bağımsız yaşama özlemi ötelenmiş, 1967'den bu yana işgal derinleşmiş, Kudüs'ün statüsü üzerinde pek Cisco tefrika denenmiş, yerleşim politikalarıyla Filistin toprağı adım adım daraltılmıştır. Gazze ise yıllardır abluka, açlık, yıkım ve ölümle sınanmıştır. 7 Ekim sonrası İsrail yönetiminin izlediği yol, savaş hukukunun meşruiyet hudutlarını çoktan aşmış, vicdan sahibi milletlerin sabır taşlarını çatır çatır çatlatmıştır. İsrail, günahsız sivilleri defalarca hedef alan, şehirleri harabeye çeviren, hastaneleri, okulları, ibadethaneleri ve yardım noktalarını dahi savaş meydanına çeviren bir ölüm ve intikam makinesi siyasetine dönüşmüştür. Bugün karşımızda bulunan, bölgenin huzur damarlarına musallat olmuş, kan delisi bir kriz makinesi olan İsrail, ateşkesi ihlal ederek Lübnan'a saldırmakta, söylem ve demeçleriyle dünya milletlerinin dört gözle beklediği ABD-İran mutabakatının karşısında durmakta, Doğu Akdeniz'de ve Kıbrıs çerçevesinde taşkın hevesleri okşayan bir istikrarsızlık merkezi olmaya devam etmektedir. Netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır. Netanyahu'nun siyasi serencamı ayan beyan ortadadır. Başrolünde olduğu yolsuzluk dosyalarının, iç siyasette derinleşen meşruiyet krizinin, İsrail toplumunu parçalara ayıran iktidar hırsının ve fitilini ateşlediği uluslararası yargı mercilerinde yürüyen ağır süreçlerin gölgesinde yaşamaktadır."

"Bebek kanında ikbal arayanların azgınlaşan gaddarlıkları tüm dünyanın gözleri önündeyken, uğursuz sayıklamalara kulak asacak değiliz"

İsrail yönetiminin Türkiye'ye yönelik ithamlarına ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan açıklamalarına değinen Bahçeli, bu çıkışların arkasındaki çaresizliği şu cümlelerle özetledi:

"Siyasi ömrünü kanlı bir güvenlik anlatısına bağlayan, koltuğunu muhafaza etmek için yangına körükle giden, iftira ve propaganda perdesiyle Orta Doğu'da yarattığı mezalimi örtmeye çalışan bu melun zihniyetin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alması, Netanyahu'nun acziyetinin, telaşının ve tükenmişliğinin ilanıdır. Gazze'de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria'da toprak gaspı sürerken, Lübnan'da tarihî ve kültürel doku bombalarla yerle bir olurken Türkiye'ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak, akıl karargâhlarının teslim bayrağını çekmesidir. Yolunun ahıyla abat olunamayacağını hâlâ idrak edemeyen bir zihniyetin mesnetsiz ithamları, hadsiz isnatları bizim için yok hükmündedir. Bebek kanında ikbal arayanların azgınlaşan gaddarlıkları tüm dünyanın gözleri önündeyken, uğursuz sayıklamalara kulak asacak değiliz. Bu zavallı söylemlere aynı çukurdan cevap verecek değiliz."

"Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmektedir"

Uluslararası mekanizmaların krizler karşısındaki sessizliğini ve Birleşmiş Milletlerin mevcut yapısını sert bir dille eleştiren Bahçeli, küresel adalet sistemindeki tıkanıklığı şöyle dile getirdi:

"Değerli milletvekilleri, dünyanın içinde bulunduğu bu hazin tablo karşısında sorguya çekilmesi gereken kurumlardan biri Birleşmiş Milletlerdir. Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'nın enkazı üzerinde 'Bir daha asla' sözüyle kurulan, Güvenlik Konseyine uluslararası barış ve güvenliği koruma mesuliyeti verilen devletler üstü bir temsilcilik makamıdır. Fakat bugün görüyoruz ki Gazze'de insanlık inim inim inlerken, bölgemizde acı ve katliam kol gezerken Birleşmiş Milletler üç maymunu oynamaktadır. Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmektedir. Güvenlik Konseyinde beşeriyetin adalete duyduğu susuzluk, tek bir ülkenin İsrail'e kol kanat geren himaye refleksine çarparak yaralanmaktadır. Gazze'de acil, koşulsuz ve kalıcı ateşkes talebi, insani yardım yollarının açılması çağrısı ve sivillerin can emniyetini sağlama mecburiyeti, 14 üyenin desteğine rağmen bir kez daha Washington'un veto duvarına toslamıştır. Demek ki mesele karar alınamaması değildir. Mesele, mazlumun soluk borusuna düğümlenen bu muhafızların bizzat zulme zaman kazandırmasıdır."

"Söz çoktan tükenmiştir; artık mesuliyet, müeyyide ve müşterek hareket vaktidir"

İslam dünyasının ortak çatısı olan İslam İş Birliği Teşkilatına somut adımlar atması yönünde çağrıda bulunan Bahçeli, kınama mesajlarının ötesine geçilmesi gerektiğini belirtti:

"Buradan İslam İş Birliği Teşkilatına da seslenmek gerekir. Bu teşkilat, Kudüs hasretimizin, Mescid-i Aksa hassasiyetimizin ve Müslüman kardeşlerimize olan ortak sorumluluğumuzun sonucu olarak doğmuştur. Bu teşkilatın kuruluş harcında Kudüs varsa, varoluş gerekçesinde Filistin varsa, bugün Gazze yanarken, Batı Şeria kuşatılırken, İslam İşbirliği Teşkilatının kınama cümleleriyle yetinmesi izah edilemez. Buradan soruyoruz. Neredesiniz? Kudüs için kurulan irade nerededir? Gazze için gösterilmesi gereken müşterek duruş hangi engele takılmıştır? Mescid-i Aksa'nın incinen hürmetine karşı alınan kararlar hangi somut neticeye ulaşmıştır? Elbette yapılan ve yürütülen diplomatik girişim ve temasları yok saymıyoruz. Orta Doğu'daki acıya lal kesilen şarkının garabeti gözlerimizin önündeyken, ateşkes çağrılarını ve insani yardım vurgularını görmezden gelemeyiz. Ancak Gazze'de soykırım düzeni sürüyorsa, yardım koridorları hâlâ güvenlik endişesi taşıyorsa, İsrail'in savaş suçları karşısında caydırıcı bir ortak yaptırım zemini kurulamıyorsa, tüm bu çabalar kağıt üzerinde kalacaktır. 57 devlet üyeli bu büyük teşkilatın tüm çaba ve çalışmasının, toplantı tutanaklarından, toplanıp dağılan diplomasi masalarından, sonuçsuz kalan bildirilerden, telkin ve teskin edici temennilerin gölgelerinden ibaret kalması beklenemez. Söz çoktan tükenmiştir. Artık mesuliyet, müeyyide ve müşterek hareket vaktidir."

"Diplomasi kapısının aralanması, tedbir kapısının kapanması anlamına gelmeyecektir"

Washington ile Tahran yönetimi arasında varılan mutabakat sürecine de değinen MHP Lideri, bölgenin en kritik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik hassasiyetini şu cümlelerle açıkladı:

"Değerli dava arkadaşlarım, böylesine karanlık ve karmaşık bir tablonun ortasında, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında sağlanan mutabakatı sevindirici bulmakla birlikte dikkatle takip ediyoruz. İsviçre'de atılacağı açıklanan imzaların, bölgemizde sulh ve sükunun hâkim kılınması, Hürmüz hattında seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi ve Orta Doğu'da ateşi büyüten oyunların boşa çıkarılması adına önemli bir dönüm noktası olmasını temenni ediyoruz. Söz konusu bu gelişme memnuniyet vericidir. Ancak memnuniyetimiz bizi rehavete sürükleyecek değildir. Diplomasi kapısının aralanması, tedbir kapısının kapanması anlamına gelmeyecektir. İmzaların atılacağı güne kadar gerilimi tırmandıracak söylemlerden, tahrik edici hamlelerden, sahada yeni oldu bittiler üretmeye dönük hain kumpaslardan ve olası sabotaj girişimlerinden hassasiyetle kaçınılmalıdır. Hürmüz Boğazı herhangi bir su yolu değildir. Hürmüz, enerji arzının, küresel ticaretin, deniz güvenliğinin, gıda fiyatlarının ve bölgesel istikrarın nabzının attığı stratejik bir geçittir. Bu haftaki gerilim yalnızca Körfez'i değil, Asya'dan Avrupa'ya, Afrika'dan Akdeniz'e kadar geniş bir coğrafyayı ekonomik ve siyasi türbülans içine sürüklemiştir. Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki mutabakatın kâğıt üzerinde kalmaması, sahada karşılık bulması, Hürmüz'de geçiş güvenliğinin teminat altına alınması ve nükleer programa ilişkin tartışmaların uluslararası hukuk ve denetim mekanizmaları zemininde yürütülmesi gerekmektedir."

"Turan Koridoru, Kars'tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihî ve kültürel istikbal kapısıdır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a yürüttükleri hassas diplomasi trafiği için teşekkür eden Bahçeli, dış politikadaki tarihi gelişmeleri ve Zengezur hattının gerçek misyonunu coşkulu bir dille ilan etti:

"Önemle belirtmek isterim ki, Pakistan'ın müzakere kapısını aralayan arabuluculuk gayreti, başta Türkiye olmak üzere Katar ve Suudi Arabistan'ın diplomatik destek ve temasları bize bir kez daha göstermiştir ki, İslam ülkeleri ortak akıl ve sorumluluk istikametinde hareket ettiğinde kan ve kaos senaryoları boşa düşmektedir. Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Dışişleri Bakanımıza bu hassas süreci ülkemize yakışan bir hassasiyet ve sorumlulukla yönettikleri için bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu tablo, İslam coğrafyasının çözüm masalarının kurucu iradesi olabileceğini göstermesi bakımından oldukça kıymetlidir. Barış kapısı aralanmışsa, o kapı güneşli bir sabaha açılana dek sonuna kadar zorlanacaktır. Bu kapının eşiğinde taş olup barış arzularının önünde duranlar, milletlerin huzur yürüyüşüne diken olup batanlar iyi bilmelidir ki, kalıcı barış sağlandığında Orta Doğu'yu ateş çemberine çevirdikleri günlerin hesabından kaçamayacaklardır. İsrail içinden yükselen 'Bu anlaşma bizi bağlamaz.' feryatları, kan ve krizle beslenen siyasi vampirlerin hâlâ sahnede olduğunu göstermektedir. Netanyahu yönetimi, Orta Doğu'da sükunet ihtimalini kendi siyasi gelecekleri için tehdit görmektedir. Uluslararası hukuku ayaklar altına alan, barışın önünde aşılmaz duvarlar örmeye kalkan bu çıban başı, döktüğü her damla kanın, yıktığı her hanenin hesabını er ya da geç, ama mutlaka ve mutlaka tarihin ve milletlerin huzurunda teker teker verecektir. Tavrımız açık, mevkimiz ayan beyan ortadadır. Cümle âlem bilsin ve duysun ki, Türk milleti barış düşmanlarının karşısında, mazlumların, masumların ve mağdurların ise ebediyen yanındadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak temennimiz odur ki, kanla beslenen Siyonist şer odaklarına inat, bu kadim coğrafyanın her bir köşesinde huzura, sükûnete ve adalete dayalı bir barış, Türk-İslam mührüyle ebediyen temin ve tesis edilecektir. Güney Kafkasya'daki gelişmeleri de bu geniş tablodan ayrı okuyamayız. Ermenistan'da yaşanan siyasi hareketlilik, Karabağ savaşlarından sonra oluşan yeni gerçekleri, Rusya-Batı rekabetini, Türkiye-Azerbaycan hattını, Orta Koridor'u, Zengezur bağlantısını ve bölgesel barış ihtimalini doğrudan ilgilendirmektedir. Hatırlayalım. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Karabağ'da başlayan işgal süreci, 30 yıla yakın bir dönem boyunca Güney Kafkasya'yı kilitlemiştir. Azerbaycan toprakları işgal altında kalmış, yüz binlerce insan yurdundan koparılmış, bölgenin ulaşım ve ticaret damarları tıkanmış, harı bülbül çiçekleri hasretle Türk'ün zafer sabahını beklemiştir. Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ, soydaşlarımızın sabırla büyüttüğü bir istiklal duası olarak dillerde yer etmişti. Hocalı'nın dinmeyen acısı, Şuşa'nın, Ağdere'nin ve Laçın'ın yakılıp yıkılmış toprakları, Türk milletinin yüreğine kazınmış birer hicran yarası olmuştu. Fakat hamdolsun, 2020 sonbaharında hakikat yerini bulmuş, Türk'ün çelikten bileği Karabağ'da tarih yazmıştır. Karabağ'da çiğnenen hukuk, Türk'ün demir yumruğuyla doğrultulmuştur. Allah'a şükürler olsun ki Karabağ'ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik. Allah'a şükürler olsun ki Şuşa'nın dağlarında ay yıldızlı bayrağın yeniden yükseldiği sabahlara şahitlik ettik. Allah'a şükürler olsun ki harı bülbül, şehitlerimizin kanıyla sulanan Karabağ topraklarında artık mahzun bir bekleyişin değil, zaferin nişanesi olarak yeniden açmıştır. Bu noktada Türk dünyasının batıyla doğu arasındaki stratejik irtibatı olan Zengezur hattı üzerinde ayrıca ve dikkatle durmak gerekir. Nahçıvan'ın ana vatan Azerbaycan'la bağını güçlendirecek, Türkiye'yi kardeş ülke Azerbaycan üzerinden Hazar'a, Hazar'ın ötesinde Türkistan'a ulaştıracak tarihî bir geçittir. Zengezur, Nahçıvan'ın Azerbaycan'la vuslatı olacaktır. Bu, iki devlet tek millet şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır. Zengezur dedik ama artık adını doğru koyalım. Bu hat, Turan Koridoru'dur. Turan Koridoru, Kars'tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihî ve kültürel istikbal kapısıdır. Bu kapı açıldığında asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülküsü ete kemiğe bürünecek, Anadolu ile Türkistan arasına örülmek istenen setler dağılacak, Turan ufku daha berrak, daha yakın ve daha kudretli hâle gelecektir."

"Turan Koridoru, Türk ve Türkiye vizyonunun stratejik anahtarıdır"

Turan Koridoru'nun küresel ticaret hatları içindeki iktisadi ve jeopolitik önemini detaylandıran Bahçeli, MHP'nin ve Cumhur İttifakı'nın gelecek vizyonunu şu sözlerle birleştirdi:

"Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, Kuzey Hattı'nın savaş ve yaptırımlarla hassaslaştığı, Güney Deniz Yolları'nın Hürmüz'den Kızıldeniz'e kadar krizlerin tutsaklığı altına girdiği bir dönemde Turan Koridoru'nun açılması bölgemiz ve Türkiye için stratejik bir fırsattır. Güncel badireler dikkate alındığında bu hat, Türkiye'nin ve bölgemizin ihracat güzergâhlarını şekillendirecek, ülkemizin lojistik kabiliyetini artıracaktır. Böylesine çetin bir dönemde, bölge devletlerinin ekonomik kıskanç içinde sıkıştığı şartlarda Turan Koridoru'nun açılması, Ankara'dan Türkistan'a uzanan iktisadi ve jeopolitik bir sıçrama olacaktır. Kars'tan Iğdır'a, Nahçıvan'dan Bakü'ye dek Türk yurtlarına ekonomik canlılık kazandıracak, yeni yüzyılın ana ulaşım ve ticaret güzergâhlarından birini teşkil edecektir. Turan Koridoru, Türk ve Türkiye vizyonunun stratejik anahtarıdır. Türkiye, Türk dünyasına gönül köprüleriyle olduğu gibi demir yoluyla, kara yoluyla ve enerji hatlarıyla bağlanacaktır. Turan Koridoru açılacaktır. Türk dünyası kenetlenecek, Türk Devletleri Teşkilatı güçlenecektir. 'Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye ve Turan'a kadardır.' diye haykırarak yemin eden gönüller rahat bir nefes alacaktır. Milliyetçi Hareket Partisinin Turan ülküsü ile Cumhur İttifakı'nın 2053 ve 2071 vizyonu aynı istikamettedir. Bu istikamet Türk ve Türkiye Yüzyılı'dır. Bu hedef uğruna yorulmayacağız. Yılmayacağız, yıkılmayacağız. Önümüze çıkarılan engelleri şuurla aşacak, sabırla geçecek, karanlıkları sebatla geride bırakacağız. Bir adım geri durmayacak, bir an olsun tereddüde düşmeyeceğiz. Çünkü Türk milleti, gücünü maziden alıp atiye kendi hür iradesiyle yürüyen büyük bir millettir. Ömer Seyfettin'in kaleminden dökülen ve her Türk çocuğunun ruhuna işleyen o gür hitap bugün de aynı hakikati haykırmaktadır. 'Korkma. Sen Türksün. Türkler hiçbir vakit, hiçbir yerde, hiçbir şeyden korkmazlar.'"

"Bizim gözümüzde her Türk genci, endemik bir çiçek gibi korunması gereken bir emanettir"

Konuşmasının son bölümünde LGS ve YKS oturumlarına katılan gençlere ve eğitim sistemine değinen Devlet Bahçeli, gençliğin Türkiye'nin geleceğindeki asli rolünü şu samimi ifadelerle aktardı:

"Değerli dava arkadaşlarım, milletimizin en kıymetli hazinesi, geleceğimizin teminatı olan Türk gençliğine ve biricik evlatlarımıza ayrıca temas etmek istiyorum. Geride bıraktığımız 13 Haziran Cumartesi günü LGS kapsamındaki merkezi sınava giren ve küçücük yaşlarında geleceklerini inşa etmek için şimdiden alın teri döken çocuklarımızı, onlara her durum ve koşulda destek olan ailelerimizi, evlatlarımızı emek emek işleyerek milletimize kazandırmak için gayret gösteren öğretmenlerimizi gönülden tebrik ediyorum. Önümüzdeki günlerde ise üniversite hayali kuran, emeklerini yükseköğretim kapısında taçlandırmak isteyen milyonlarca gencimiz, 20-21 Haziran tarihlerinde yapılacak olan Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda çetin bir imtihana girecektir. Her bir gencimize Cenâb-ı Allah'tan zihin açıklığı ve üstün başarılar temenni ediyorum. Evlatlarımız müsterih olsunlar. Hiçbir sınav kendilerinden daha önemli değildir. Hiçbir sınav, yavrularımızın şahsiyetlerini tarif edecek, değerlerini tartacak, zekâlarını bütünüyle ölçecek bir hüküm makamı değildir. Sınavlar neticesinde belirlenen sıralamalar da çocuklarımızın, biz ailelerinin, öğretmenlerinin ve milletimizin nazarındaki kıymetlerini tayin eden nihai kararlar değildir. Hayatın içindeki basamaklardır. Her basamak öyle ya da böyle çıkılır, aşılır, geçilir. Bazen olmaz, bazen zorlanılır. Yine de pes edilmez ve yeniden denenir. Asıl olan, o basamakları çıkarken ahlaklı kalabilmek, değerlerini muhafaza edebilmek ve ümitleri yitirmeden geleceğe sarılabilmektir. Bizim gözümüzde her Türk genci, endemik bir çiçek gibi korunması gereken bir emanettir. Her evladımız tek başına millî servetimizdir. Evlatlarımızın eğitim hakkını gözetmek, gözetirken onları şiddetin karanlığından, bağımlılık çemberlerinden, dijital dünyanın zehirli dehlizlerinden, kimliksiz bırakıp tek tipleştiren sosyal medya akımlarından ve ülkemizin ve milletimizin geleceğini hedef alan, umutsuzluk aşılayan telkinlerden muhafaza etmek hepimizin vazifesidir. Biz, çocuklarımızın yalnız güvenli okul binalarında değil, sağlam aile bağları içinde, öğrencisini evladı sayan öğretmenlerimizin rehberliğinde, millî ve manevi değerlerimizle yoğrulmuş bir eğitim atmosferinde yetişmesini istiyoruz. Eğitim, aklı ilimle, gönlü imanla, bileği emekle, ruhu vatan sevgisiyle buluşturma meselesidir. Bu meselenin çözüm anahtarı da Türk gençliğinin berrak zihninde, temiz yüreğinde, çalışkan bileğinde ve sarsılmaz karakterinde saklıdır."

"Nereye giderseniz gidiniz, kutup yıldızınız Türkiye olsun"

Türk gençliğinin vatanına bağlı kalarak küresel başarılar elde etmesi gerektiğinin altını çizen Bahçeli, genç nesillere bıraktıkları tarihi mirası vurgulayarak konuşmasını şu cümlelerle tamamladı:

"Sevgili gençler, okuyacaksınız ve araştıracaksınız. Çünkü cehaletin karanlığını ancak bilginin ışığında yırtarsınız. Düşüneceksiniz ve sorgulayacaksınız. Çünkü hakikate ulaşmanın yolu akıl etmekten geçer. Üreteceksiniz. Çünkü büyük ülke Türkiye mefkûremizin, Türk ve Türkiye Yüzyılı ülkümüzün ihtiyaç duyduğu her hamlenin arkasında sizin imzanız ve inancınız olacaktır. Türk gençliği, bugünün öğrencisi olduğu gibi yarınların öğretmeni, mühendisi, avukatı, doktoru, akademisyeni, sanatçısı, sporcusu ve askeridir. Bir meslek sahibi olunuz. Alın terinizle ayakta durunuz. Helal rızkın bereketini hiçbir koltuğun rahatlığına değişmeyiniz. İş bulunuz, aşk bulunuz. Fakat yalnız kendi hayatınızı kurtarmakla yetinmeyiniz. Bu ülkenin laboratuvarlarındaki umut sizsiniz. Kürsülerinde yükselecek söz sizsiniz. Fabrikalarında dönecek çark sizsiniz. Tırlarda bereketi katlandıracak akıl sizsiniz. Spor sahalarında dalgalanacak ay yıldızlı al bayrağın temsil ettiği gururu taşıyacak olan sizlersiniz. Biz eksik kaldıysak, bıraktığımız yerden siz ilerleyeceksiniz. Bunu da bir bayrak yarışı bileceksiniz. Elbette dünyayı tanıyınız. Güzel Türkçemizin yanına yabancı bir dil de ekleyiniz. Başka ülkelerde ilim tahsil ediniz. Laboratuvarlara giriniz. Araştırmalar yapınız. Kürsülerde sesimiz olunuz. Sahalarda mücadele ediniz. Uluslararası başarılar kazanınız. Fakat nereye giderseniz gidiniz, kalbinizin ve aklınızın kıblesi Türkiye olsun. Bu topraklarda kök saldınız. Bu milletin bağrında boy verdiniz. Bu vatanın ikliminde çınarlaşacaksınız. Nereye giderseniz gidiniz, kutup yıldızınız Türkiye olsun. Bu topraklarda filizlenen her kabiliyet, dünyanın neresinde olursa olsun Türk milletinin itibarını çoğaltmalı, Türkiye'nin adını yükseltmeli, ay yıldızlı bayrağımızın şerefini büyütmelidir. Fakat kökünüzü, bu topraklara dönüş niyetinizi yüreğinizden, Türkiye biletinizi valizinizden, ailenize tekrar sarılacağınız günü takviminizden eksik etmeyin. İstikbalinizi başka milletlerin göklerinde aramayın. Gündemin gürültüsüne, milli iktisadın inişli çıkışlı yollarına küsüp Anadolu'yu öksüz ve yetim bırakmayın. Sanal dünyadaki karamsarlık tüccarlarına, Türk ve Türkiye düşmanı umutsuzluk telkinlerine, Garbı putlaştıran parazitlere, yüreklerinize hicret duygusu aşılamak isteyen bozguncu ağızlara aldırmayın. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadesiyle, 'Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.' Şayet temel bilimlerde geride kalmışsak siz ilerleyeceksiniz. Teknolojide ve mühendislikte açığımız varsa siz kapatacaksınız. Akademide daha yükseğe çıkmanız gerekiyorsa, kütüphanelerin ışığını sabaha kadar siz açık tutacaksınız. Sporda daha büyük başarılar hedefliyorsanız, siz sahaya çıkacak, mindere inecek, piste basacak, havuza atlayacak, ay yıldızlı formanın hakkını vereceksiniz. Türkiye'nin daha güçlü olması gerekiyorsa, aradığınız kaynak sizsiniz. Siz bizim için insan kaynağı değil, yaşam kaynağımızsınız. Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet, bu milli seferberlikte saf tutacaksınız. Türkiye'nin ihtiyacı olan budur. Türk gençliğine yakışan da budur. Sizler Mete Han'ın devlet nizamını, Atilla'nın Avrupa'nın dizlerini titreten heybetini, Sultan Alparslan'ın Anadolu'yu yurt kılan azmini, Osman Gazi'nin Söğüt'te can bulup üç kıtaya yayılan muradını, Fatih Sultan Mehmet Han'ın 21 yaşında Doğu Roma'yı dize getiren dehasını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yokluklardan bir devlet var eden ferasetini miras almış bir milletin evlatlarısınız. Bu miras omuzlarımızda bir yük değil, şereftir. Bu miras geçmişte kalmış bir övünç değil, geleceğe taşınacak bir mesuliyettir."

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *