Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin ardından siyasetin gözü MHP Grup Toplantısı’na çevrildi. Bahçeli, Türkiye’nin küresel ölçekteki konumunu ve bölgesel krizler karşısındaki dik duruşunu özetleyen kapsamlı bir değerlendirme ile başladığı konuşmasında, barışın ancak güçlü bir devlet kapasitesiyle korunabileceğini ifade etti.
Türkiye'nin stratejik derinliğine ve dış politikadaki bağımsız duruşuna dikkat çeken Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
"Değerli dava arkadaşlarım, Türkiye Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Türk dünyası, Afrika ve Avrupa arasında temas kurabilen bir merkez ülkedir. Aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen, farklı coğrafyalarla konuşabilen nadir devletlerden biridir. Türkiye kendi hikayesini politik söylemlerle yazmaz. Üretimle, diplomasıyla, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazar. Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın idraki, 2053'ün ufku ve 2071'in kavrayışı ancak böyle bir bakış açısıyla gerçeklik kazanır. Türkiye'nin dış politika anlayışı, barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahiptir. Tarihi tecrübemiz, coğrafi konumumuz ve devlet duruşumuz bunu gerektirir."
"Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar"
Barış siyasetinin ancak güçle tahkim edilebileceğini belirten Bahçeli, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesindeki kararlılığını şu sözlerle vurguladı:
"Barış siyaseti yalnızca iyi niyetle yürütülemez. Güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam bir iç cephe ister. Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır. Türkiye'nin barış dili güçlü devlet kapasitesi ile birlikte düşünülmelidir. Türkiye'nin barıştan yana duruşu Doğu Akdeniz'de, Ege'de ve Kıbrıs'ta aleyhimize gelişen oldubittilere sessiz kalacağı anlamına gelmez. Yurtta sulh, cihanda sulh mefkûresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye gerilim arayan bir ülke olmamıştır. Fakat haklarını, güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türkü'nün varlık hakkını ve Ege'deki denge hukukunu yok sayan her adım karşısında kararlı bir Türkiye bulur."
Doğu Akdeniz’deki ittifaklara ve Fransa'nın bölgedeki tutumuna dair sert eleştiriler getiren MHP lideri, şu uyarılarda bulundu:
"Fransa'nın, Yunanistan'ın, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ve İsrail'in Doğu Akdeniz'de kurmaya çalıştığı güvenlik ve enerji merkezi temaslar dikkatle takip edilmelidir. Her devlet kendi dış politikasını yürütür. Kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye'yi çevreleme, Kıbrıs Türkü'nü sıkıştırma, Ege'de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye rağmen fiili durum üretme amacına yönelmesi hâlinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez. Fransa'nın bölgeye tarihî komplekslerle, sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarla ve anakronik küçük tasavvurlarıyla bakması istikrar üretmez. Sayın Macron'un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk hevesine kapılması, dost ve hatta çoğu zaman müttefik olan Türk ve Fransız milletleri arasındaki yüzyıllara sarih kadim ilişkilere fayda sağlamaz. Fransa, Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı dar hesapların aparatı hâline gelirse bundan bölge barışı, Avrupa güvenliği ve Fransa'nın itibarı zarar görür. Şu hususun altını ehemmiyetle çiziyorum. Yunanistan'ın maksimalist taleplerle hareket etmesi hukuk üretmez. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin adanın tamamı adına konuşma alışkanlığı meşruiyet üretmez. İsrail'in kendi güvenlik endişelerini Türkiye'ye karşı bölgesel bir düşmanlığa dönüştürme arayışı kalıcı barış üretmez."
Kıbrıs meselesinin Türkiye için bir milli dava olduğunu hatırlatan Bahçeli, bölgedeki mülkiyet ve egemenlik hassasiyetini şu sözlerle paylaştı:
"Bölgeyi dar hesaplara göre yönlendirmeye çalışanlar yalnız kendileri için değil, bütün bölge için yeni risk kapıları açarlar. Kıbrıs meselesi de bu çerçevede ayrıca değerlendirilmelidir. Kıbrıs yalnız bir müzakere başlığı veya diplomasi dosyası sayılamaz. Kıbrıs, Türkiye'nin güvenlik derinliği, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları, Kıbrıs Türkü'nün varlık hakkı ve Türk milletinin stratejik hafızasıdır. Kıbrıs'ta toprak alım satımı, yabancı mülkiyeti, stratejik bölgelerde taşınmaz yoğunlaşması ve ekonomik nüfus üretme girişimleri sıradan ticari işlemler gibi görülemez. Toprak yalnız tapu kaydı sayılamaz. Kimi zaman egemenlik hakkının belgesi, kimi zaman güvenlik teminatı, kimi zaman gelecek nesillerin hakkıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin demografik dengesi, mülkiyet yapısı, ekonomik bağımsızlığı ve güvenlik hassasiyetleri millî mesele olarak görülmelidir. Türkiye, Kıbrıs Türkü'nün hakkını başkalarının insafına terk etmeyecektir. Başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yöneticileri olmak üzere, bütün soydaşlarımız ve kandaşlarımız bu konuda tarihî hafızanın gerektirdiği bilinç ve sorumlulukla hareket etmelidir."
"Adada hala Avrupa Birliği romantizmiyle oyalananlar, gözlerini Doğu Akdeniz'in doğu kıyılarına çevirmeli, Filistin'de ve Lübnan'da yaşananları ibretle okumalıdır. Devletsizliğin, sahipsizliğin ve garantisizliğin bir halka nelere mal olduğunu göreceklerdir. Kıbrıs Türkü'nün güvenliği, toprağı, egemenliği ve geleceği hiçbir hayale, hiçbir dış telkine, hiçbir diplomatik seraba emanet edilemez. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlık hakkını koruyacak, Doğu Akdeniz'deki meşru çıkarlarını başkalarının onayına bağlamayacak, Ege'deki denge hukukunun aşındırılmasına müsaade etmeyecektir."
"Bu yürüyüşün adı Terörsüz Türkiye'dir"
Milliyetçi Hareket Partisi'nin terörün tasfiyesi noktasındaki tarihi sorumluluğunu ve "Terörsüz Türkiye" hedefinin kapsamını şu sözlerle ilan etti:
"Değerli dava arkadaşlarım, Türkiye'nin önündeki dönemi yalnız güvenlik tedbirleriyle, diplomatik temaslarla veya ekonomik programlarla karşılaması yeterli değildir. Dünya yeniden şekillenirken Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey, bütün alanları aynı hedefe bağlayan kapsamlı millî seferberlik anlayışıdır. Geciktiremeyeceğimiz seferberlik bellidir. Ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberlik. Ekonomik seferberlik, üretimin büyütülmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi, ihracat pazarlarının genişletilmesi, tarımda verimliliğin artırılması, sanayide katma değerin yükseltilmesi, enerji güvenliğinin tahkim edilmesi ve müteşebbisin dünyaya açılmasıdır. Kültürel seferberlik, Türkiye'nin tarihî birikimini, dilini, sanatını, eğitim kurumlarını, yayıncılığını, dizilerini, sinemasının mimarisini, şehir hafızasını ve insani diplomasi kabiliyetini daha etkili biçimde dünyaya taşımasıdır. Teknolojik seferberlik ise savunma sanayinde kazanılan özgüvenin yazılıma, yapay zekâya, siber güvenliğe, sağlık teknolojilerine, tarım teknolojilerine, enerji teknolojilerine, uzay çalışmalarına, ulaştırma sistemlerine ve dijital ekonomiye yayılmasıdır. Terörsüz Türkiye hedefinin burada ayrı bir yeri vardır. Terörün tasfiye edildiği, güvenliğin kalıcı biçimde sağlandığı, şehirlerin ve kırsal alanların huzur iklimine kavuştuğu Türkiye'de kalkınma hamlesinin önündeki en büyük engellerden biri ortadan kalkacaktır. Bizler vatan sevdalısı Türk milliyetçileri olarak barış için çıktığımız bu kutlu yola Allah'ın izniyle baş koyduk. Türk milliyetçiliği, kalabalıklarda atılan kuru sloganların, kürsülerde cilalanan kof nutukların, kalıplara hapsolmuş kör bir taassubun değil, karanlığı yaran kudretli bir şuurun tecellisidir. Bu şuur, vatan sınırlarına çizgi, toprağa arazi, millete nüfus olarak bakmayanların anlayışıdır. Ay yıldızlı al bayrağın dalgalanmasında üç bin yıllık tarihi, minarelerden duyulan ezanda bağımsızlığın mahiyetini idrak edebilenlerin ferasetidir. Bir taşı için, bir avuç toprağı için, zirvesini göremediği dağı, nerede olduğunu dahi bilmediği ovası, bağı, bahçesi, merası ve suyu için gerekirse can alıp can vermektir. Türk milliyetçiliği her bir insanını, her bir hanesini bir saymaktır. Türk milletini bir bütün olarak kavramaktır. Tarlada saban süren çiftçiyi, fabrikada ter döken işçiyi, tezgâhının başında rızkını arayan esnafı, sınıfta evlatlarımızı yetiştiren öğretmeni, hastanede insanımıza şifa dağıtan hekimi, devletimizin yükünü omuzlayan memuru, emeğiyle ailesini geçindiren her vatandaşımızı ayrı ayrı dert edinmektir."
"Bu sorumluluğun bugünkü aşaması terörün her türlüsünün topraklarımızdan ebediyen tasfiyesidir. Milliyetçi Hareket Partisi bu tarihî sorumluluğun arkasında sonuna kadar duracak, şehitlerimizin aziz hatırasını incitmeden, gazilerimizin emanetini gölgelemeden bu yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu yürüyüşün adı Terörsüz Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir. Terörsüz Türkiye taviz değildir. Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir. Terörsüz Türkiye devleti zayıflatmak, millî iradeyi gevşetmek, aziz milletimizin kırmızı çizgilerini çiğnemek, hassasiyetlerini kurcalamak, güvenlik ilkelerini sulandırmak hiç değildir. Şayet böyle tasavvurlara girişen varsa, Milliyetçi Hareket Partisi'ni vatana ihanetin merkezine koymaya cüret ediyorlarsa, Türk milliyetçiliğinin komuta merkezini terörle aynı terazide tartmaya kalkışıyorlarsa gaflet zindanlarına düşmüşlerdir, basiretsizliğin karanlık dehlizlerinde yolunu kaybetmişlerdir. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi'nin adını terörle yan yana getiremez. Hiç kimse bu hareketin ülkücü şehitlerimizin kanıyla, taş medreseli büyüklerimizin çilesiyle, milletimizin duasıyla, dava arkadaşlarımızın sadakatiyle yoğrulmuş müktesebatını lekeleyemez. Bilinmelidir ki Terörsüz Türkiye, Türk milletinin tarihî bir musibetten kurtulmasıdır. Devletimizin güvenliğe harcadığı enerjisini kalkınma iradesine dönüştürmesidir. Kardeşliğimizin yeniden ve daha sağlam biçimde Anadolu'nun her karışında kavi hâle gelmesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca bugünün değil, yarının meselesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca iç güvenliğin değil, dış politikanın da meselesidir. Terörsüz Türkiye yalnızca bir asayiş hedefi değil, büyük ve güçlü Türkiye idealinin ana sütunlarından biridir."
Küresel krizlerin Türkiye üzerindeki yansımalarını ve "Terörsüz Türkiye" hedefinin hayatiyetini şu örneklerle aktardı:
"Gündemimizi işgal eden Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran gerilimi yalnızca üç ülke arasında geçen askerî veya diplomatik bir çekişme değildir. Bu gerilim Türkiye'nin sınır güvenliğinden enerji maliyetlerine, tarımsal üretimden sanayi girdilerine, lojistik hatlardan dış ticaret dengelerine kadar geniş bir alanı etkileyebilecek büyük bir deprem potansiyeli taşımaktadır. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan her sarsıntı, petrol tankerlerinin rotasını değiştirmekle kalmaz. Değişen rotalar mazot fiyatlarına, gübre maliyetlerine, çiftçinin ekim kararına, sanayicinin üretim hesabına, ihracatçının rekabet gücüne, vatandaşımızın mutfağına kadar uzanır. Enerji arzındaki her kırılma tarımsal üretimi baskılar. Gübredeki her artış gıda güvenliğini zorlar. Lojistik maliyetlerdeki her yükseliş pazardaki fiyat etiketinden organize sanayi bölgelerindeki üretim planlamasına kadar her alana sirayet eder. Bu nedenle dış politika ile iç politika birbirinden kopuk değildir. Bir buçuk yıl önce bugün mesele Beyrut değil Ankara'dır demiştik. Gizli gündem Türk vatanıdır demiştik. Orta Doğu'da ateşlenen füzelerin ve suikastlerin bir sonraki etapta Anadolu coğrafyasına yönelebileceğini söylerken altı boş bir değerlendirmede bulunmuyorduk. Sokağın başındaki yangının kapımızın önüne gelebileceğinin uyarısını yapıyorduk. Evimizin içinde huzuru temin etmeden bahçemizin dışına adım dahi atamayacağımızı anlatıyorduk. Dışarıda kazan kaynıyorken evimizin içinde aşımızı pişiremeyeceğimizi ifade ediyorduk. Duyan değil dinleyen, bakan değil gören gözler için Terörsüz Türkiye'nin ne denli hayati bir mesele olduğunu idrak etmek zor değildir. Sınır ötesindeki kriz ile sınır içindeki huzur aynı stratejik denklemin parçalarıdır. İşte biz bu denklemi görüyoruz. Biz Türkiye'nin geleceğini bugünün tartışmalarına göre değil, tekraren ifade ediyorum, 2023'te müjdelediğimiz Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın idrakine, 2053 yılının ufkuna, 2071'in kavrayışına göre değerlendiriyoruz."
"Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar"
Terörün tasfiyesiyle birlikte Türkiye'nin her köşesinde başlayacak kalkınma hamlesine dair vizyonunu şu sözlerle paylaştı:
"Terörsüz Türkiye ile etnik tahrikçilerin çapsız siyasetçilerine, emperyalizmin vekâlet unsurlarına, mezhep simsarı istismarlarına kapımızı kapatıyoruz. Kan analizlerine, kemik yapılarına, kafatası boyutlarına göre değil, Türk'ün, Kürt'ün, Alevi'nin, Sünni'nin, Arap'ın, Süryani'nin, Doğulu'nun ve Batılı'nın aynı bayrak altında, aynı vatan üzerinde, aynı devlet çatısı altında, aynı kader ve istikamet birliğinde kenetlendiği bir Türkiye için çabalıyoruz. Terörsüz Türkiye, komşunun komşuya güvenmesidir. Terörsüz Türkiye, annenin evladını okula huzurla göndermesidir. Terörsüz Türkiye, esnafın kepengini endişesiz açması, çiftçinin tarlasına korkusuz gitmesi, öğretmenin sınıfa başı dik girmesi, yatırımcının Anadolu'nun her köşesine güvenle erişmesidir. Terörsüz Türkiye, iç mukavemetimizin çelikten bir duvar gibi kol kola, el ele ve tek vücut hâlinde milletçe ilmek ilmek örülmesidir. Hudutlarımızda canımıza kasteden, sivillerimize defalarca saldıran, karakollarımıza baskın yapan, köylerimizi yağmalayan, evlatlarımızı kaçıran, analarımızı gözü yaşlı, çocuklarımızı yetim, bacılarımızı dul bırakan terörü bitirmek artık farz olmuştur. Kalkınma irademize pusu kuran, ekmeğimizi küçülten, yatırımların ve ihracatın önüne mayın döşeyen terör illetinden kurtulmak haysiyet meselesidir. Esendere'de, Üzümlü'de, gümrük kapılarımızda ticari hayatımıza zincir vuran terör belası, Aydın'da, Muğla'da, Antalya'da turizme hançer olmamalıdır. Yıllar boyunca terörle mücadeleye ayırmak zorunda kalınan devasa kaynakları artık çocuklarımıza okul, yaşlılarımıza hastane ve bakım hizmeti, çiftçimize sulama kanalı, tarımsal destek, kırsal kalkınma, gençlerimize teknoloji merkezi, üniversite yatırımı, gençlik projesi, kadınlarımıza istihdam ve sosyal refah, esnafımıza kredi, sanayicimize yatırım, şehirlerimize altyapı, köylerimize yol, mezralarımıza ırmak, tarlalarımıza bereket olarak döndürmeliyiz. Dağlardaki korku sofralarımıza çöreklenmemelidir. Sınır boylarında kazılan hendekler kalkınma hamlelerimizi gölgelememelidir. Ekonomimiz terörün getirdiği güvenlik maliyetleriyle sınanırken çocuklarımızın rızkı savunma harcamalarına ayrılmamalıdır. Terörü milletimizin gündeminden geri dönülmemek üzere çıkarmak, güvenlik mecburiyetiyle tüketilen imkânları kalkınma seferberliğine dönüştürmek Terörsüz Türkiye ile vücut bulacaktır. Terörsüz Türkiye, güvenlikten kalkınmaya, acıdan umuda, korkudan huzura, kayıptan üretime geçişin adı olacaktır. Ve Güneydoğu Anadolu yalnızca İçişleri Bakanlığımızın özel alanı, Millî Savunma Bakanlığımızın uzmanlık sahası, Millî İstihbarat Teşkilatımızın güvenlik raporlarının konusu olmamalıdır. Terörsüz Türkiye ile tarımın, hayvancılığın, yenilenebilir enerjinin, sınır ticaretinin, lojistik koridorların, kültür turizminin, girişimciliğin, sanayinin ve teknoloji yatırımlarının merkezleri hâline gelmelidir. Sulama barajlarıyla, göletlerle, modern sulama sistemleriyle, tarımsal desteklerle, hayvancılık kredileriyle, organize sanayi bölgeleriyle donatılmış Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu düşünüyoruz. Terörün bittiği yerde bereketin izleri başlar. Terörün sustuğu yerde çocukların neşesi duyulur. Terörün çekildiği yerde fabrikaların bacası tüter. Terörün gölgesinden arınan yerde istihdamın yolu açılır. Terörün tasfiye edildiği yerde ovalar hayat bulur. Terörsüz Türkiye ile Diyarbakır denildiğinde evlat nöbeti tutan annelerin feryatları değil, kültür turizminin ve gastronominin merkezi akla gelecektir. Şırnak, şehit haberleriyle değil, sınır ticaretiyle ve lojistik kapasitesiyle anılacaktır. Van, Türk dünyasına açılan ticaret kapısı ve turizm merkezi olarak öne çıkacaktır. Hakkâri, gözyaşlarının değil, hayvancılığın merkezi olarak zihinlerde yeniden yer bulacaktır. Batman'dan Bingöl'e, Tunceli'den Iğdır'a, Ağrı'dan Bitlis'e kadar terörün bütün izleri silinecektir."
"Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu açıdan tarihî bir vazife üstlenmiştir"
Sürecin TBMM çatısı altında hukuki ve demokratik bir zeminde ilerlemesinin önemini şu şekilde belirtti:
"Bu sürecin en önemli yönlerinden biri de meselenin gazi Meclisimizin çatısı altında ele alınmış olmasıdır. Milli iradenin tecelligâhı, Kurtuluş Savaşı'mızın karargâhı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tecessümü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Terörsüz Türkiye hedefinin komisyon çalışmalarıyla, farklı siyasi partilerin katkılarıyla, raporlarla, müzakerelerle ve nihayet yasal düzenleme hazırlıklarıyla ilerlemesi son derece anlamlıdır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu açıdan tarihî bir vazife üstlenmiştir. Sırada siyasi ve hukuki düzenlemeler vardır. Gazi Meclisimizde gerekli yasama faaliyetleri hız kazanacaktır. Teklifler değerlendirilecektir. Her partiden madde önerileri alınacaktır. Kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacaktır. Günlük siyasi kazançların, küçük hesapların telaşıyla bu tarihî yükümlülüğe sırt çevrilmemelidir. Kalabalıkları galeyana getirmek, kitleleri yönlendirmek uğruna bu mühim dönemeçte milletimizi kutuplaşma gafletine düşürmemelidir. Kimse şehitlerimizin aziz hatıralarını istismar etmemelidir. Kimse gazilerimizin fedakârlıklarına gölge düşürmemelidir. Kimse anaların gözyaşı üzerinden siyaset devşirmemelidir. Kimse kardeşliğimizi, birliğimizi, dirliğimizi zehirleyecek sözlerin, söylemlerin, sözde siyasetlerin peşine takılmamalıdır. Terörsüz Türkiye, Türkiye'nin ortak meselesi olmalıdır. Terörsüz Türkiye, sınır ötesinde kabaran kriz dalgalarına, bölgemizi saran istikrarsızlık kuşağına, küresel güç mücadelelerine karşı hazır bulunduğumuzun ilanı olmalıdır. Cenâb-ı Allah, Âl-i İmrân Suresi'nde "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın, bölünüp parçalanmayın." buyurmaktadır. Bugün bize düşen de budur. Ayrılığa kapılarımızı kapatmak, kardeşliğe omuz vermek, gönül köprüleri inşa etmek milletimize borcumuzdur."
"Teklifimiz, Terörsüz Türkiye hedefinin taşıdığı stratejik manaya yaslanan bilinçli ve milli bir çağrıdır"
Hıdırellez vesilesiyle birlik ve beraberlik mesajı veren Bahçeli, daha önce yaptığı tarihî çağrıyı ve sonrasındaki gelişmeleri şöyle değerlendirdi:
"Değerli dava arkadaşlarım, bugün Hıdırellez arifesindeyiz. Büyük milletimizin gönlünde Hızır eli baharın muştusu, tabiatın uyanışı, darlığın bitişi, duanın arşa yükselişi, umudun yeniden yeşerişidir. Hz. Hızır ile Hz. İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluştuğuna inanılan bu kutlu vakit, bolluğun ve bereketin müjdelenmesine, kışın hasretinin bitişine, kuruyan dala can geldiğine, çatlayan toprağa rahmet düştüğüne, gönüllerde saklı duaların semaya katlandığına inanılan gündür. Orta Asya'dan Anadolu'ya, Balkanlar'dan Kafkasya'ya uzanan geniş Türk coğrafyasında Hıdırellez aynı bereket arayışının, ayn huzur özleminin, aynı duada buluşmanın karşılığıdır. Bugün Hıdırellez arifesinde dileğimiz nettir. Bahar yalnızca dağların doruklarına, ovaların yeşiline, bahçelerde açan çiçeklere değil, milletimizin gönlüne, Edirne'den Kars'a, Sinop'tan Hatay'a, İzmir'den Ardahan'a yurdumuzun tamamına dokunsun. Yine bu düşüncelerle 20 Mart 2025 tarihinde yaptığımız açıklamada terörsüz Türkiye hedefi bakımından Hıdırellez'in arifesine işaret etmiş, 4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş'un Malazgirt ilçesinde PKK'nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koymasını ve bu işi bitirmesini teklif etmiştik. Teklifimiz tesadüfün veya talihin oyunu değildir. Teklifimiz, ecdadımızın imzasını taşıyan ve tarihimizin şanlı sayfalarını terörün bitişiyle taçlandırmak üzere yaptığımız bir atıftır. Teklifimiz, Terörsüz Türkiye hedefinin taşıdığı stratejik manaya yaslanan bilinçli ve millî bir çağrıdır."
"Bunun adının 'Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum"
Bahçeli, PKK’nın silah bırakma sürecine ve Abdullah Öcalan'ın statüsüne dair önerilerini şu şekilde detaylandırdı:
"Nitekim 11 Temmuz 2025'te terör örgütü PKK mensubu bir grubun sembolik törenle silah bırakması bu tarihî çağrının ve Terörsüz Türkiye iradesinin karşılık bulduğu önemli bir aşama olmuştur. Elbette bu tören tek başına nihai sonuç değildir. Süreç ciddiyetle ve güvenlik hassasiyetlerinden taviz verilmeden yürütülecektir. Bu kapsamda Abdullah Öcalan'ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Sürecin yürütülmesini istiyorsak, çağrımızın bağlayıcı olmasını temenni ediyorsak örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimini takip eden bu süreçte bunun hukuki, siyasi ve vicdani ölçüler içinde açıkça değerlendirilmesi gerekir. Türkiye'nin güvenliği ve geleceği söz konusu ise ani reflekslere, duygusal tepkimelere, sosyal medya gürültülerine, siyasi yargılarla temelsiz muhalefet tantanalarına, takvimi meçhul belirsizliklere mahal veremeyiz. Abdullah Öcalan için statü açığı varsa bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, Terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. Bu noktada ihtiyaç duyulacak mekanizmanın adı ne olursa olsun özü açık olmalıdır. Bu mekanizma toplumsal onarımı, siyasal normalleşmeyi, demokratik katılımı, kardeşlik hukukunu, kamu düzenini, millî güvenliği ve huzurlu geleceği birlikte gözetmelidir."
"Bu tartışmalara son vermek için bunun adının 'Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Fakat elbette başka alternatifler de üretilebilir. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır. Çünkü meselenin esası terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması, siyasetin terör vesayetinden arındırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır."
"Terörsüz Türkiye meselesinde kaydedilecek her gün, Türkiye'nin geleceğinden eksilmiş bir gündür"
Muhalefete milli meselelerde sağduyu çağrısı yapan Bahçeli, konuşmasını şu çarpıcı ifadelerle tamamladı:
"Kimsenin en ufak kuşkusu olmasın. Şehitlerimiz bizim baş tacımızdır. Gazilerimiz bizim yüz akımızdır. Terörle mücadele kahramanlarımız bu milletin ebedi şeref levhasına adlarını yazdırmışlardır. Terörsüz Türkiye hedefi, şehitlerimizin ve gazilerimizin adanmışlıklarını zafere ulaştırma, mücadelelerini nihayete erdirme iradesidir. Yiğitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Dağda, ovada, sınır hattında, karakolda, üs bölgesinde, şehir merkezinde, kırsalda, ayazda, pusuda, mayınlı arazide, hain saldırıların hedefinde görev yapan askerlerimizi, polisimizi, jandarmamızı, güvenlik korucularımızı ve istihbarat mensuplarımızı hürmetle selamlıyorum. Onların kudreti olmasaydı bugün bu hedefleri konuşamazdık. Cenâb-ı Allah aziz milletimizi terörden, tefrikadan, fitneden, savaştan, ihanetten ve vesayetten muhafaza buyursun. Terörsüz Türkiye'de evimiz kutlu olsun. Türk ve Türkiye Yüzyılı daim olsun."
“Şu hususun altını çizerek ifade ediyorum. Elbette siyaset rekabet alanıdır. Farklı partiler olacaktır. Eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye'nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, millî meselelerde ortak aklı zehirlemek başkadır. Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben anlayışı devlet ve siyaset ahlakının özüdür. Millî meselelerde sorumluluk almak, Türkiye'nin bekasını parti menfaatinin üstünde görmek, şehitlerimizin aziz hatırasını, gazilerimizin fedakârlığını, annelerin duasını, çocukların geleceğini ve milletin ortak huzurunu siyasi hesapların üzerinde tutmak demektir. Muhalefet yaparken düşünülen zafiyet de burada ortaya çıkmaktadır. Mesele yalnız sert söz söylenmesi veya iktidarın eleştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Asıl sorun Türkiye'nin içinde bulunduğu tarihî dönemin doğru okunamaması, her meselenin günlük polemik, şahıs tartışması ve dar parti çıkarı üzerinden ele alınmasıdır ve bu ciddi bir ufuk eksikliğidir. Türkiye'ye muhalefet edilmez. Edilemez. İktidara muhalefet edilir. Hükümet eleştirilir. Politikalar eleştirilir ve alternatif teklifler sunulur. Ancak Türkiye'nin imkânlarını küçümseyen, milletin moralini bozan, dışarıdaki baskılara içeride söylem desteği veren, her stratejik adımı itibarsızlaştırmaya çalışan çizginin adı siyasal sığlıktır. Bu noktada Terörsüz Türkiye başlığını siyasi rekabetin gürültüsüne kurban etmeyeceğimizin altını çizmek gerekir. Devletin güvenlik anlayışı da, milletin huzur arayışı da, bölgemizdeki istikrar ihtiyacı da günlük polemiklerin oyuncağı hâline getirilemez. Kim bu süreci sığ hesaplara indirgerse Türkiye'nin önündeki stratejik fırsatı okuyamamış olur. Kim bu hedefi karalamaya kalkarsa anaların gözyaşlarını, gençlerin beklediği umudu, şehirlerin beklediği yatırımı, yarının şafağında bizi bekleyen büyük ve güçlü Türkiye'yi görmezden gelmiş olur. Terörsüz Türkiye meselesinde kaydedilecek her gün, Türkiye'nin geleceğinden eksilmiş bir gündür.”