13 Şubat 2026 Cuma
NSosyal
Instagram
Twitter
Etkili, Hakiki, Ahlaklı
İstanbul
Parçalı bulutlu
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Eha Medya Gündem Suriye’de görev yapan Türk muhabir, Türkiye’ye duyulan saygı ve sevgiyi anlattı

Suriye’de görev yapan Türk muhabir, Türkiye’ye duyulan saygı ve sevgiyi anlattı

Türk savaş muhabiri Ahmet Arslan, Suriye sahasında görev yaparken karşılaştığı sevgiyi gösteren bir video paylaştı. Paylaştığı videoda Suriyeli sivil vatandaşlar, Türkiye’ye duyduğu sevgiyi Arslan’a sarılıp fotoğraf çektirerek gösterdi. Arslan, o anların kendisine hissettirdiklerini ve savaş muhabirliğine dair görüşlerini EHA Medya’ya anlattı.

Suriye’de görev yapan Türk savaş muhabiri Ahmet Arslan’ın, “Hataylı Muhabir” isimli sosyal medya hesabından paylaştığı görüntüler kısa sürede binlerce beğeni aldı.

Arslan’ın “Türk beklenendir” notuyla paylaştığı görüntülerde; Suriyeli vatandaşların gösterdiği ilgi sosyal medyada, Türkiye ile kurulan duygusal ilişkinin güçlü bir yansıması olarak yorumlandı. Arslan’ın paylaştığı ve Suriyeli sivillerin kendisine sarıldığı anları gösteren görüntüler, savaşın ortasında kurulan temasın yalnızca gazetecilikle sınırlı olmadığını ortaya koydu.

Habercilikten çok tanıklık

Savaş muhabirliğini “habercilikten çok tanıklık” olarak tanımlayan Arslan, “Savaş bölgelerinde gazetecilik yapmak, habercilikten çok tanıklık gibi hissettiriyor. Diğer alanlarda bilgi aktarırsınız; burada ise insan hayatının en kırılgan anlarına şahit olursunuz. Bir patlamanın sesini duymakla, o patlamadan sonra enkaz başında bekleyen bir babanın sessizliğini görmek aynı şey değil.” sözlerini kullandı.

Arslan, savaş bölgelerinde çalışmanın diğer gazetecilik türlerinden köklü biçimde ayrıldığını; “Savaş muhabirliği bana olayları değil, insanların yaşadığı gerçekliği anlatma sorumluluğu yüklüyor. Bu da mesleği bir görevden çok vicdani bir sorumluluğa dönüştürüyor.” sözleriyle ifade etti. 

Hem acı hem umut veriyor

Suriye’de görev yaptığı ilk günlere ilişkin izlenimlerini aktaran Arslan, kendisini en çok etkileyen unsurun yıkımın boyutu değil, insanların hayata tutunma çabası olduğunu dile getirdi. 

“İlk günlerde harabeye dönmüş sokakların arasında çocukların oyun oynadığını gördüm. Etrafta yıkılmış binalar, molozlar vardı ama bir köşede top peşinde koşan çocuklar… O an şunu düşündüm: Savaş her şeyi alabiliyor ama insanın yaşama isteğini tamamen yok edemiyor.” diyen Arslan, bu görüntünün hem acı verici hem de umut dolu olduğunu vurguladı.

Mesleki değil insani bir an 

Son paylaştığı videoda Suriyeli vatandaşların kendisine sarıldığı ve fotoğraf çektirdiği anlara ilişkin duygularını da paylaşan Arslan, o anın mesleki bir an olmaktan çıkıp tamamen insani bir ana dönüştüğünü şu sözlerle anlattı:

“Açıkçası o an mesleki bir an olmaktan çıktı, tamamen insani bir ana dönüştü. Çünkü orada insanlar bir gazeteciye değil, seslerini duyurduğunu düşündükleri birine sarılıyordu. O sarılmalar bana şunu hissettirdi: Bazen bir kameranın arkasında durmak bile birine yalnız olmadığını gösterebiliyor. Bu da yaptığım işin sadece haber değil, aynı zamanda bir bağ kurma biçimi olduğunu hatırlattı.”

Savaş bölgesinde çalışmanın duygusal ağırlığı

Sahada kurulan bu bağın, savaş bölgelerinde çalışmanın zorluklarını daha katlanabilir hale getirdiğini söyleyen Arslan, bu bağın duygusal ağırlığı taşımaya da yardımcı olduğunu; “Savaş bölgelerinde fiziksel yorgunluk geçiyor ama duygusal ağırlık kalıyor. İşte o bağ, o ağırlığı taşımayı mümkün kılıyor.” diyerek aktardı.

Kendisine çay ikram eden, evine davet eden ya da yalnızca teşekkür eden insanların, bütün riskleri ve zorlukları anlamlı kıldığını belirterek; “O zaman sadece bir görev yapmadığınızı, bir insanın hikayesine omuz verdiğinizi hissediyorsunuz. Bu da en büyük motivasyon kaynağı.” dedi.

“Umut bazen bir çocuğun bir saatlik gülüşünde saklı”

Arslan, görev sırasında tanık olduğu umut dolu bir anıyı şu sözlerle anlattı:

“Bir gün çekim yaptığımız bölgede hava kararmak üzereydi. Yıkılmış binaların arasında sessizlik vardı. Tam ayrılacakken ileride bir ışık fark ettim. Yaklaştığımızda, duvarlarının yarısı gitmiş bir evin içinde küçük bir jeneratör çalışıyordu. İçeride genç bir adam, yerde oturan üç çocuğa telefonundan çizgi film izletiyordu. Etraf moloz doluydu, cam yoktu, kapı yoktu. Ama çocuklar ekrana bakıp kahkaha atıyordu.

“Elektriği nereden buldun?” diye sordum.

“Bulmadım” dedi, “ödünç aldım. Çocuklar bir saatliğine savaşı unutabilsin diye.”

O cümle beni çok etkiledi. Çünkü o adam savaşı durduramıyordu, evini geri getiremiyordu. Ama çocukların bir saatliğine çocuk olmasını sağlayabiliyordu. O enkazın ortasında gördüğüm şey yıkım değil, insanın birbirine tutunma çabasıydı.

O gün şunu anladım: Umut bazen geleceğe dair büyük sözler değil, bir çocuğun bir saatlik gülüşünde saklı olabiliyor.”

“Siyasi ya da tarihsel değil kişisel ve duygusal bir bağ”

Suriyeli vatandaşların gösterdiği ilginin nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Arslan, Türkiye ile kurulan bağın sahada açık biçimde hissedildiğini dile getirdi. Türkiye’den geldiğini söylediği anda insanların yüz ifadelerinin değiştiğini belirten Arslan, sık sık “Orada akrabamız var”, “Yıllarca Türkiye’de yaşadık” ve “Türkler bize kapı açtı” gibi cümleler duyduğunu aktardı.

Bu bağın yalnızca siyasi ya da tarihsel değil, son derece kişisel ve duygusal olduğunu vurgulayan Arslan, “Özellikle Türk bayrağını gördüklerinde gösterdikleri sevgi beni derinden etkiledi. Sanki sadece bir ülkenin bayrağına değil, zor zamanlarında sığındıkları bir hatıraya bakıyor gibiydiler.” dedi.

Sahada kurulan bu ilişkinin diplomasiyle değil, yaşanmışlıkla oluştuğunun altını çizen Arslan, “Sarılan, fotoğraf çektirmek isteyen, teşekkür eden insanlar oldu. O an şunu anlıyorsunuz: Bazı bağlar diplomasiyle değil, yaşanmışlıkla kuruluyor. Bu da sahada aramızdaki mesafeyi kısaltan, kelimelerden daha güçlü bir duygu köprüsü oluşturuyor.” sözlerini kullandı.


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *