Türkiye’nin Afrika politikası, sömürgeci geçmişin izlerini taşımayan ve "eşit ortaklık" ilkesine dayanan özgün bir model olarak dünyada dikkat çekiyor.
Milli İstihbarat Akademisi (MİA) Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, bu durumu çok net bir dille ifade ediyor:
"Türkiye, Afrika'yı bir rekabet alanı, etki sahası veya kısa vadeli çıkarların yürütüldüğü bir coğrafya olarak görmemekte. Afrika ülkelerini 'eşit ortaklar' olarak görmekteyiz." Köse’ye göre ilişkiler, sadece imzalanan kağıtların ötesinde, halklar arasındaki güvene dayanıyor. "İlişkiler, doğrudan, insani ve samimi temas ile Afrikalı toplumlar nezdinde oluşan olumlu algıya ve karşılıklı güvene dayanmaktadır." diyen Köse, Türkiye’nin Afrika’nın kendi çözümlerini üretebilecek bir "özne" olduğuna inandığını vurguluyor.
Oruç Reis Hint Okyanusu’nda
Ankara'nın son dönemdeki en somut ve dikkat çekici hamlesi enerji alanında oldu. Somali ile imzalanan iş birliği kapsamında, Oruç Reis araştırma gemisi Mogadişu Limanı’na demirledi. Yaklaşık 15 bin kilometrelik bir alanda sismik çalışma yapacak olan Türkiye, petrol bulunması durumunda üretim yetkisine de sahip olacak.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, bu tarihi operasyon için "Oruç Reis kıtaları aşan yolculuğunda görev yerine ulaştı" diyerek sürecin altını çizdi. Uzmanlar, Somali açıklarında 30 milyar varillik bir potansiyel öngörüyor. Bu, Türkiye'nin sadece bölgesel değil, küresel bir enerji aktörü olma yolunda attığı en büyük adımlardan biri olarak yorumlanıyor.
Nijer’de altın, Libya ve Nijerya’da petrol mesaisi
Türkiye’nin enerji ve maden radarı sadece Somali ile sınırlı değil. Ankara, kıtadaki zengin doğal kaynakları "kazan-kazan" formülüyle ekonomiye kazandırmayı hedefliyor:
Nijer: MTAIC (MTA Uluslararası Madencilik AŞ) aracılığıyla ruhsatlandırılan üç sahada bu yıl sonuna kadar altın üretiminin başlaması bekleniyor. Bu sahaların güvenliğini Nijer ordusunun sağlayacak olması; bu, iki ülke arasındaki karşılıklı güvenin sembolü.
Libya: 2019’daki deniz yetki anlaşmasıyla Doğu Akdeniz dengeleri değişirken, TPAO’nun (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) bölgedeki arama faaliyetleri stratejik bir koz olarak masada duruyor.
Nijerya ve Angola: Dünya petrol rezervlerinde dev payı olan bu ülkelerle yapılan madencilik ve hidrokarbon anlaşmaları, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini çeşitlendiriyor.

Güvenlikte "bağımlılık" değil "kapasite" inşası
Türkiye’nin Afrika’daki askeri varlığı, Batılı güçlerin aksine bir tahakküm kurmayı değil, yerel orduların kendi ayakları üzerinde durmasını hedefliyor.
Somali ve Libya’daki Türk askeri eğitim merkezleri, bu ülkelerin terörle mücadele kapasitesini artırırken, savunma sanayii ürünleri (SİHA’lar, zırhlı araçlar) kıtada dengeleri değiştiriyor.
Rakamlarla büyük değişim:
- Ticaret Hacmi: 2003’te 5,4 milyar dolardan 2025 sonunda 40 milyar doları aştı.
- Diplomatik Güç: 2002’de sadece 12 olan büyükelçilik sayısı bugün 44’e ulaştı.
- Ulaşım ve Eğitim: THY 54 noktaya uçarak kıtayı dünyaya bağlarken, 15 binden fazla Afrikalı genç Türkiye burslarıyla eğitim alıp "gönüllü elçi" haline geldi.
Türkiye; TİKA, Maarif Vakfı ve AFAD gibi kurumlarıyla sadece madenlere veya petrole değil, insanların hayatına dokunuyor. Görünen o ki Ankara'nın "Kıta Vizyonu", sömürgeci reflekslerin aksine, Afrika'nın potansiyelini Afrikalılarla birlikte açığa çıkarmayı hedefleyen uzun soluklu bir yolculuk.