29 Ocak 2026 Perşembe
NSosyal
Instagram
Twitter
Etkili, Hakiki, Ahlaklı
İstanbul
Parçalı bulutlu
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Eha Medya Dünya ABD'nin Venezuela müdahalesi: Gambot diplomasisi geri mi dönüyor?

ABD'nin Venezuela müdahalesi: Gambot diplomasisi geri mi dönüyor?

Washington'un Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu askeri operasyonla yakalayıp New York'ta hakim karşısına çıkarması, uluslararası ilişkilerde "güç politikası" tartışmalarını alevlendirdi.

kaynak:
AA

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Venezuela'da gerçekleştirdiği askeri operasyon ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun tutuklanarak Manhattan’daki federal mahkemeye çıkarılması, dünya siyasetinde gambot diplomasisi kavramını yeniden merkezi bir konuma taşıdı. Washington yönetimi süreci "adli bir yakalama" olarak tanımlasa da, uluslararası kamuoyu bu durumu egemen bir devlete yönelik doğrudan müdahale olarak görüyor.

Tarihsel perspektifte gambot diplomasisi

Askeri gücün veya tehdidinin diplomatik hedeflere ulaşmak için bir baskı unsuru olarak kullanılması anlamına gelen gambot diplomasisi, modern dış politikada köklü bir geçmişe sahip. 19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu'nun deniz gücünü kullanarak Çin ve Asya-Pasifik'te ticari imtiyazlar elde etmesiyle simgeleşen bu yöntem, günümüzde farklı güçler tarafından da uygulanıyor. Fransa’nın Afrika’daki askeri nüfuzu ve Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki faaliyetleri, bu stratejinin evrilmiş örnekleri olarak değerlendiriliyor.

Panama’dan Caracas’a müdahale geleneği

ABD'nin bu yöntemi kullanması tarihsel bir süreklilik arz ediyor. Monroe Doktrini ile Latin Amerika'yı kendi etki alanı ilan eden Washington, 1903'te Panama’nın ayrılması sürecinde de benzer bir baskı kurmuştu. Ancak Maduro operasyonuyla en çok benzerlik gösteren olay, 1989'da Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın "Operation Just Cause" ile yakalanmasıdır. Noriega, tıpkı Maduro gibi uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla ABD'ye götürülerek yargılanmıştı.

Uluslararası hukuk ve emsal tehlikesi

Operasyonun hukuki ve etik boyutlarını değerlendiren Stanford Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bruce E. Cain, bu durumun tehlikeli bir emsal oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Cain, halkın maliyetler konusundaki endişesine değinerek şu değerlendirmeyi yaptı:

"Ancak Cumhuriyetçiler bunu Amerikan hegemonyasının gücünün ve egemenliğinin ihtişamlı günlerini geri getirmek olarak görüyor. Fakat çoğu Amerikalı, bu şekilde geriye gitmeyi reddediyor."

Maduro’nun yakalanmasının uluslararası hukuktaki yerini sorgulayan Cain, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bana göre, eğer bu devlet başkanı (Maduro) ABD'ye bir saldırı başlatırsa veya başlatmayı amaçlıyorsa, bu durum haklı görülebilir. Bu nedenle, 11 Eylül ile gerekçelendirilen Afganistan'ı işgal etme çabası da buna örnektir. Maduro'nun ABD'yi tehdit ettiği argümanı, diğer teşvik edici planlar için bir bahanedir. Ayrıca (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, Çin ve diğerlerinin herhangi bir ülkenin egemenliğine karşı saldırganlıklarını da haklı çıkarır."

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *