Orta Doğu’da son günlerde yaşanan gerilim, artık yalnızca füze, saldırı ve ateşkes başlıklarıyla okunmuyor. Asıl çatışma, masaya hangi şartlarla oturulacağı ve İran’ın nükleer programında “kırmızı çizgi” olarak gördüğü uranyum zenginleştirme meselesinin hangi statüyle ele alınacağı üzerinden derinleşiyor. Tahran cephesi, ABD’nin daha müzakereler başlamadan temel ilkeleri aşındırdığını savunurken; Washington ise İran’ın zenginleştirme ısrarını anlaşmanın önündeki ana engel olarak görüyor.
Geçici ateşkes kuruldu, güven zemini oluşmadan sarsıldı
ABD, İran ve İsrail arasında Pakistan arabuluculuğunda iki haftalık geçici ateşkes için bir zemin oluştu. Ancak bu zemin, tarafların aynı metni aynı şekilde okuyamadığı, kapsam konusunda farklı pozisyonlar aldığı ve özellikle Lübnan sahası ile nükleer dosyada birbirine taban tabana zıt beklentiler taşıdığı kırılgan bir çerçeve olarak kaldı. İran tarafı saldırıların durmasını ve daha kalıcı bir barış mimarisi kurulmasını isterken; ABD cephesi ateşkesi, İran’ın nükleer ve füze kapasitesini baskı altına alacak daha sert bir müzakerenin ön adımı gibi gördü.
Kalibaf’tan dikkat çeken çıkış: “Üç madde daha müzakere başlamadan ihlal edildi”
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın çıkışı, Tahran’ın tutumunun neden hızla sertleştiğini gösterdi. Kalibaf, ABD’nin anlaşmalara sürekli uymamasının güveni ortadan kaldırdığını belirterek, müzakere için temel kabul edilen 10 maddelik teklifin üç unsurunun daha görüşmeler başlamadan ihlal edildiğini söyledi. İran tarafının buna örnek olarak Lübnan’daki ateşkesin işletilmemesini, İran hava sahasına giren bir İHA’nın düşürülmesi sonrası yaşanan gerilimi ve en önemlisi de İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının reddedilmesini gösterdiği aktarıldı. Kalibaf bu nedenle mevcut şartlarda ateşkes ya da müzakerenin makul olmadığını savundu.
İran’ın 10 maddelik çerçevesi ne söylüyordu?
Kamuoyuna yansıyan özetlere göre Tahran’ın 10 maddelik çerçevesi, saldırıların durması, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçiş için İran’ın rolünün kabul edilmesi, birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması, anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi teminatına bağlanması, bölgedeki savaş başlıklarının sonlandırılması ve İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının kabulü gibi başlıklar içeriyordu. Reuters, İran teklifinin Washington’un daha önce ilettiği 15 maddelik çerçeveden özellikle nükleer dosya ve füze programı açısından ayrıştığını aktardı. Bu da ateşkesin teknik bir duraklama değil, sert pazarlık başlıklarıyla yüklü bir siyasi belge olduğunu ortaya koydu.
Krizin merkezindeki iddia: Aynı teklifin iki dilde iki farklı anlam taşıması
Associated Press’in haberine göre ateşkes ve müzakere zemini için esas alınan 10 maddelik planın Farsça versiyonunda “zenginleştirmenin kabulü” anlamına gelen ifade yer aldı; ancak İranlı diplomatların gazetecilere verdiği İngilizce versiyonda bu ifade bulunmadı. AP’nin işaret ettiği bu fark, gerilimi bir anda başka seviyeye taşıdı. Çünkü eğer Farsça metindeki ifade gerçekten esas alınmışsa, Tahran açısından uranyum zenginleştirme yalnızca teknik bir ayrıntı değil, anlaşmanın kurucu şartlarından biri anlamına geliyor. İngilizce metinde bu vurgunun yer almaması ise Washington’un ve uluslararası kamuoyunun önüne daha yumuşatılmış bir çerçeve çıkarıldığı tartışmasını doğurdu.
Washington’un kırmızı çizgisi ile Tahran’ın egemenlik vurgusu çarpışıyor
ABD tarafı ise tam tersine, zenginleştirmenin sürmesini kabul etmenin mümkün olmadığını uzun süredir açıkça söylüyor. Reuters’ın aktardığına göre Trump yönetiminin temsilcileri daha önce de İran içinde uranyum zenginleştirmenin sürmesini ABD için “kırmızı çizgi” olarak tanımlamıştı. Beyaz Saray da son açıklamalarda İran’ın ilk teklifinin kabul edilmiş nihai çerçeve gibi sunulamayacağını, Washington’un ana hedefinin İran’ın nükleer silaha giden yolu kapatmak olduğunu vurguladı. Yani tarafların anlaşmazlığı yalnızca “kaç maddede uzlaşılacağı” değil; İran’ın zenginleştirme kapasitesinin meşru bir hak mı yoksa ortadan kaldırılması gereken bir tehdit mi olduğu noktasında düğümleniyor.
Uranyum zenginleştirme tam olarak ne anlama geliyor?
IAEA’ya göre uranyum zenginleştirme, doğal uranyumdaki U-235 oranının artırılması süreci. Doğal uranyumda bu oran yaklaşık yüzde 0,7 seviyesinde bulunuyor; sivil reaktörlerde kullanılan yakıt için oran çoğu durumda yaklaşık yüzde 3 ila 5 aralığına çıkarılıyor. Ancak oran yükseldikçe aynı teknoloji hattı, sivil enerji üretimi ile silah yapımında kullanılabilecek malzeme arasındaki mesafeyi daraltıyor. Bu nedenle zenginleştirme meselesi, teoride “barışçıl nükleer faaliyet” olarak savunulsa da pratikte güvenlik ve silahlanma tartışmalarının merkezine yerleşiyor.
Neden bu kadar sorun oldu? Çünkü teknik başlık olmaktan çıktı
Bugünkü krizin büyümesinin nedeni, İran dosyasının artık sıradan bir sivil nükleer program tartışmasının ötesine geçmiş olması. Reuters’ın aktardığı IAEA verilerine göre İran’ın elinde, saldırılar öncesi dönemde yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyum bulunuyordu. Reuters, IAEA ölçütüne dayanarak bu stokun daha ileri düzeyde zenginleştirilmesi halinde yaklaşık 10 nükleer silah için yeterli patlayıcı malzemeye karşılık gelebileceğini yazdı. İşte Washington’un “zenginleştirme tamamen dursun” ısrarı da tam bu yüzden vurgulanıyor; Tahran ise aynı başlığı egemenlik, caydırıcılık ve ulusal hak meselesi olarak görüyor.
İran neden bunu “hak” olarak görüyor?
Tahran’ın temel argümanı, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın barışçıl nükleer faaliyetler için tanıdığı çerçeveye dayanıyor. IAEA’nın NPT’ye ilişkin açıklamalarında da antlaşmanın 4. maddesinin barışçıl nükleer enerji kullanımını destekleyen yapısına dikkat çekiliyor. İran bu çerçeveyi, araştırma, üretim ve kullanım hakkının doğal uzantısı olarak yorumluyor. Ancak Washington ve Batılı başkentler, aynı hükmün sınırsız bir zenginleştirme yetkisi vermediğini savunuyor. Böylece hukuki yorum farkı, stratejik rekabetle birleşerek doğrudan ateşkes masasını etkileyen bir krize dönüşüyor.
Lübnan sahası ve güven bunalımı dosyayı daha da ağırlaştırdı
İran cephesinin öfkesini büyüten yalnızca nükleer başlık olmadı. AP ve Reuters’ın aktardığına göre ateşkes ilanına rağmen Lübnan sahasında saldırıların sürmesi ve tarafların ateşkes kapsamına dair farklı açıklamalar yapması, Tahran’ın “ABD verdiği sözün arkasında durmuyor” tezini güçlendirdi. İran tarafı bu tabloyu, yalnızca sahadaki ihlal değil; müzakere masasına daha baştan güvensizlik taşıyan bir yaklaşımın işareti olarak görüyor. Bu yüzden Kalibaf’ın sözleri, yalnızca anlık bir siyasi tepki değil; Tahran’ın neden uranyum zenginleştirme maddesini vazgeçilmez saydığını da ortaya koyuyor. Çünkü İran açısından mesele artık teknik kapasite kadar, verilen sözlerin hangi şartta tutulacağı meselesi haline gelmiş durumda.
Asıl düğüm: Ateşkesten çok, anlaşmanın dili
Ortaya çıkan tablo şu: Geçici ateşkes, taraflar arasında güven inşa eden sağlam bir mutabakat değil; aksine hangi kelimenin ne anlama geldiği konusunda bile derin görüş ayrılıkları taşıyan kırılgan bir ara formül. AP’nin işaret ettiği metin farkı iddiası, Kalibaf’ın “üç ihlal” çıkışı ve Washington’un zenginleştirme konusunda geri adım atmayan tavrı birlikte okunduğunda, masayı kilitleyen başlığın uranyum zenginleştirme olduğu net biçimde görülüyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte asıl soru, ateşkesin sürüp sürmeyeceğinden çok, İran’ın zenginleştirme hakkı konusunda herhangi bir formül bulunup bulunamayacağı olacak.