Küresel yapay zeka talebinin 2027 yılına kadar 4,2 ila 6,6 milyar metreküp su çekimine neden olabileceği tahmin ediliyor; bu miktar, Danimarka'nın yıllık su kullanımının 4 ila 6 katına veya Birleşik Krallık'ın yıllık toplam su kullanımının yarısına denk geliyor.
Ancak asıl korkutucu olan, bu devasa miktarın 380 ila 600 milyon metreküpünün soğutma kulelerinde buharlaşarak yerel su döngüsünden kalıcı olarak silinecek, yani tam anlamıyla ‘tüketilecek' olmasıdır.
Bir 'prompt'un bedeli nedir?
Yapay zekanın görünmez su maliyetini anlamak için önce işin mutfağına, yani model eğitimine bakmak gerekiyor. Örneğin, 175 milyar parametreli GPT-3 modelinin Microsoft'un ABD'deki son teknoloji veri merkezlerinde eğitilmesinin doğrudan 700.000 litre tatlı su buharlaşmasına neden olduğu tahmin ediliyor. Bu miktar, 370 adet BMW binek otomobili veya 320 adet Tesla elektrikli aracın üretiminde kullanılan suya eşdeğer.
Eğitim safhası bittikten sonra başlayan günlük kullanım aşamasında da tüketim durmuyor. Eski akademik tahminlere göre, ChatGPT'ye sorulan her 10 ila 50 soru (yaklaşık 100 kelimelik bir metin üretimi), 500 mililitrelik bir şişe dolusu tatlı su tüketiyor. Öte yandan, teknoloji devlerinden gelen yeni resmi veriler bu tabloyu biraz daha netleştiriyor. OpenAI CEO'su Sam Altman'ın Haziran 2024'te açıkladığı verilere göre, güncel ve optimize edilmiş bir ChatGPT sorgusu sadece 0,32 mililitre su tüketiyor.
Ancak sorun tekil sorgularda değil, devasa ölçekte ve yeni nesil modellerin mimarisinde yatıyor. Günde bir milyardan fazla sorgu işlendiği düşünüldüğünde, bu damlalar okyanuslara dönüşüyor. Dahası, "akıl yürütme" (reasoning) yeteneklerine sahip DeepSeek-R1 veya OpenAI o3 gibi yeni nesil modeller, standart modellere kıyasla 10 ila 70 kat daha fazla enerji ve dolayısıyla çok daha fazla su tüketiyor.

Sanal zekanın gerçek susuzluğu: Suyu neden tüketiyorlar?
Yapay zeka, suyu temelde iki farklı koldan tüketiyor. Birincisi, veri merkezlerindeki devasa sunucuların soğutulması. İşlemciler (GPU'lar) çalışırken muazzam bir ısı üretir. Bu ısıyı ortamdan uzaklaştırmak için en yaygın yöntem, suyu buharlaştırarak ısıyı atmosfere atan açık döngü soğutma kuleleridir. Bu sistemde, çekilen suyun yaklaşık %80'i buharlaşarak kaybolur ve yerel su döngüsünden kalıcı olarak eksilir.
İkincisi ise çip üretim sürecidir. Yapay zekanın kalbi olan mikroçiplerin üretimi, içme suyundan binlerce kat daha temiz olan 'Ultra Saf Su' (UPW) gerektirir. Yaklaşık 4 bin litre ultra saf su elde etmek için 6 bin litre şebeke suyunun özel filtrelerden geçirilmesi gerekir. Modern bir çip fabrikası günde yaklaşık 38 milyon litre (yaklaşık 15 olimpik yüzme havuzu) su tüketebilir ki bu, on binlerce hanenin günlük su kullanımına eşittir.
Akla hemen şu soru geliyor: Neden bu şirketler geri dönüştürülmüş su veya deniz suyu kullanmıyor? Cevap basit bir kimya gerçeğinde gizli: Şebeke sularında ve gri sularda kalsiyum ve magnezyum gibi mineraller bulunur. Su buharlaştıkça bu mineraller yoğunlaşır ve kireç taşı oluşturur. Bu kireçlenme, milyonlarca dolarlık ısı eşanjörlerini tıkar ve korozyona uğratır. Geri dönüştürülmüş suyu sistem için güvenli hale getirecek devasa arıtma tesisleri kurmak yerine, şirketler için yerel şebekeden taze içme suyu çekmek çok daha ucuza gelmektedir. Minerallerin yanı sıra, geri dönüştürülmüş sulardaki organik maddelerin borularda oluşturabileceği bakteriyel tabaka (biyofilm), sistemin soğutma verimliliğini düşürdüğü için teknoloji devleri risk almaktan kaçınıyor.

Halka karşı teknoloji devleri: Su savaşları başladı
Veri merkezlerinin bu devasa su talebi, yerel topluluklar ile teknoloji devlerini çoktan karşı karşıya getirdi. Dünyanın farklı yerlerinde "su savaşları" olarak adlandırılabilecek protestolar patlak veriyor:
- Uruguay: Ülke, 70 yılın en kötü kuraklığını yaşarken, Google'ın yerel şebekeden günde 7,6 milyon litre içilebilir su çekecek bir veri merkezi kurma planı büyük bir siyasi krize ve halk protestolarına yol açtı. Artan baskılar sonucunda Google, kapasiteyi düşürmek ve su tüketmeyen "hava soğutmalı" bir sisteme geçmek zorunda kaldı.
- İspanya: Aragon bölgesinde Amazon'un kurduğu veri merkezlerine karşı sivil toplum örgütleri ayaklandı. Yüzde 75'i çölleşme riski altında olan ülkede, halk "Bulutunuz nehrimizi kurutuyor" (Tu Nube Seca Mi Río) sloganlarıyla sokaklara döküldü.
- ABD (Arizona): Çöl iklimine sahip ve su stresi çeken bölgelerde art arda açılan veri merkezleri, yerel su kaynakları üzerinde büyük bir baskı kuruyor. Microsoft'un Arizona'daki veri merkezleri, en yüksek su yoğunluğuna sahip tesisleri arasında yer alıyor.
Şirketlerin "su pozitif" taahhütleri: Gerçek mi, illüzyon mu?
Microsoft, Google ve Meta gibi teknoloji devleri artan eleştiriler karşısında 2030 yılına kadar "su pozitif" (tükettiklerinden daha fazla suyu doğaya geri kazandırma) olmayı taahhüt ettiler. Ancak şirketlerin yayımladığı son sürdürülebilirlik raporları, hedeflerle gerçekler arasındaki makasın açıldığını gösteriyor.
Şirketlerin raporlarındaki 'su çekimi' ile 'su tüketimi' arasındaki fark, sorunun boyutunu gizleyebiliyor. Örneğin Google'ın veri merkezleri 2023 yılında kaynaklardan toplam 8,6 milyar galon su çekmiş; bunun 6,1 milyar galonunu ise buharlaştırarak tamamen tüketmiştir. 2016 yılından bu yana su çekimindeki artış yüzde 340'ı bulmuştur. Microsoft'un da su kullanımı 2022'de %34 artışla 6,4 milyon metreküpe ulaşmış, tüketimin %41'i halihazırda su stresi çeken bölgelerde gerçekleşmiştir. Şirketler, su havzalarını restore etmek için yerel projelere milyonlarca dolar akıtsa da, "Başka bir eyaletteki gölü temizlemek, veri merkezinin bulunduğu susuz kalmış kasabaya ne fayda sağlar?" eleştirileri giderek yüksek sesle dile getiriliyor.
Büyük paradoks ve çözüm arayışları
Ortada devasa bir paradoks var: Suyu tüketen yapay zeka, aynı zamanda su krizini çözmek için elimizdeki en güçlü silah. Örneğin; Microsoft'un desteklediği FIDO projesi, Birleşik Krallık, Meksika ve ABD'deki su şebekelerinde sızıntıları tespit etmek için yapay zeka destekli akustik analizler kullanarak milyonlarca litre suyun boşa akmasını engelliyor. Şili'de "Kilimo" adlı yapay zeka girişimi, uydu verilerini kullanarak tarımsal sulama ihtiyacını optimize ediyor ve yeraltı sularının tükenmesini önlüyor.
Teknoloji şirketleri de altyapılarını değiştiriyor. Microsoft, 2026 ve 2027 yıllarında devreye girecek yeni yapay zeka veri merkezlerinde suyu buharlaştırmayan, "sıfır su tüketimli kapalı döngü sıvı soğutma" (closed-loop liquid cooling) sistemlerine geçiş yapacağını duyurdu. Bu teknoloji, tesis başına yılda 125 milyon litre su tasarrufu sağlayacak.
Ayrıca devletler de nihayet denetimleri sıkılaştırıyor. Avrupa Birliği'nin Enerji Verimliliği Direktifi (EED) kapsamında, artık 500 kW ve üzeri kapasiteye sahip veri merkezleri su tüketim (WUE) ve enerji tüketim verilerini her yıl raporlamak zorunda.
Sonuç: Gelecek kimin susuzluğunu giderecek?
Yapay zeka, kansere çare bulmaktan iklim krizini modellemeye kadar insanlık tarihinin en büyük sıçramalarından birini vadediyor. Ancak bu dijital devrimin fiziksel bir sınırı var. Eğer veri merkezleri, içme sularımızı ve yerel ekosistemleri tüketmeye devam ederse, yaratılan teknolojinin bedelini en ağır şekilde yerel halklar ödeyecek. Yapay zeka endüstrisinin geleceği, sadece algoritmaların ne kadar zeki olduğuna değil, aynı zamanda bulutun (veri merkezlerinin) ne kadar "yeşil ve susuz" çalışabileceğine bağlı olacak. Teknoloji ile doğa arasındaki bu hassas denge, önümüzdeki on yılın en hayati sınavı olmaya aday.