Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye’nin demokrasi tarihi boyunca milli iradeyi hedef alan vesayetçi odaklar ile demokratik güçler arasında amansız bir mücadele yaşandığını hatırlattı.
Geçmişte milli iradeyi prangaya vurmak isteyen dış mihraklar ve onların yerli iş birlikçilerinin darbe ve muhtıralarla sahneye çıktığını belirten Tekin, FETÖ’nün ise bu hedef doğrultusunda toplumun kılcal damarlarına sızabilmek için dershane ve okul ağını birer araç olarak kullandığına dikkat çekti.
Türk milletinin evlatlarının eğitimine verdiği hassasiyeti sömüren bu yapının karanlık emellerini şu sözlerle aktardı:
"Toplumun her kesimine, her coğrafi, etnik, kültürel, dini kimliğe rahatlıkla ulaşabilecek bir enstrüman eğitim. Çünkü bizim milletimiz çocuğunun eğitimini her şeyden önemli görüyor ve çocuğuna bu anlamda hem pozitif bilimleri hem de milli-manevi değerleri verdiğini düşündüğü yapılara karşı yumuşak, hoşgörülü davranıyor, çocuklarını onlara emanet ediyor. Vesayetçi güçlerin tam da aradığı enstrüman bu işlevi yerine getirecek yapı."
Bakan Tekin, 28 Şubat süreci ile FETÖ arasındaki gizli ortaklığın boyutlarına da değindi. Geçmişteki darbe iradesiyle bu yapının asimetrik bir iş birliği yürüttüğünü belirten Tekin, tarihe geçen o ibretlik iş birliğini şu cümleyle kanıtladı:
"28 Şubat'ta Fetullah Gülen'in televizyonda, canlı yayında 'okullarımın ve dershanelerimin anahtarlarını 28 Şubat iradesine vermeye hazırım' demesiyle, 28 Şubat sürecinden sonra FETÖ'nün dershane ve okullarının sayısının asimetrik bir biçimde artması bu söylediğimi ispatlayan bir şey.”
"45 gün sonra hiçbiriniz olmayacaksınız" tehdidi ve 17-25 Aralık darbe girişimi
Dershanelerin özel okullara dönüştürülerek milli kaynakların israf edilmesini önlemek ve sivil irade üzerindeki ipoteği kaldırmak amacıyla hazırladıkları dönüşüm taslağının sızdırılma sürecini anlatan Bakan Tekin, o dönem örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi'nde çıkan manşetlerin arka planını paylaştı. Görüşmeler sırasında karşı karşıya kaldıkları karanlık tehdidi ve sonrasında örülen darbe planını şu sözlerle deşifre etti:
"Kasım ayının başında Zaman Gazetesi bu manşeti yayımladı. O dönemin koşullarında yaptığımız toplantılar ve görüşmelerde, çok üst düzey bir FETÖ'cü, Zaman Gazetesi'nin o zamanki genel yayın yönetmeni şu cümleyi kullandı, 'Siz şimdi bunları yapmak istiyorsunuz, 45 gün sonra hiçbiriniz olmayacaksınız.' Peki 45 gün sonra ne var? 2013 Kasım ayından bahsediyoruz, 45 gün koyuyoruz üzerine, seçim yok 2013 yılında. Ne olacak acaba 45 gün sonra bilmiyoruz. Ama '45 gün sonra siz göreceksiniz' tehditleri sadece o kişiden değil, burada onların temsilcisi olan kişilerden de bizlere ulaştı. 45 gün sonra 17-25 Aralık yargı darbesi dediğimiz olay oldu. Yani bir vesayetçi güç, 28 Şubat 1997'den itibaren adım adım bir süreci örmüş. Biz, onların kurdukları bu düzeni bozacak, milli iradeyi egemen kılacak, milli eğitimin ve siyasal otoritenin politikalarını vesayetçi yapılardan kurtaracak bir adım atar atmaz, oyunlarının bozulduğunu fark ettikleri için kurguladıkları oyunu sahneye koymaya başladılar."
Eğitim ordusunda büyük temizlik ve yeni müfredat hamlesi
Milli irade ve cumhuriyet değerlerini koruma perspektifiyle 2013 ile 2016 yılları arasında bakanlık içindeki tüm iltisaklı yapıları ve personeli titizlikle saptadıklarını belirten Bakan Tekin, darbe teşebbüsünün hemen ardından başlatılan tasfiye sürecinin kararlılıkla yürütüldüğünü ifade etti. Bakanlık bünyesinde gerçekleştirilen ihraç operasyonlarını ve kapatılan kurumların boyutunu şu sözlerle açıkladı:
"Bakanlıkta 33 bin civarında kamu personelinin, tamamına yakını öğretmen olmak üzere ihraç işlemini yaptık. İltisak ve irtibatları ilgili kamu otoriteleri, emniyet, jandarma ve MİT'in tespit ettiği istihbarat bilgiler doğrultusunda. Peşinden 3 bin 500'e yakın kurum, okul, pansiyon ve benzeri yapının kapatılması sürecini yürüttük. O tarihten sonra da bu konuda teyakkuz halinde olduk. Biz, o mücadeleyle ilgili atılması gereken bütün adımları zaten atmıştık ama şu konu bizim için çok hassas, milli iradenin, demokrasinin, millet egemenliğinin önünde sıkıntı üretebilecek hiçbir yapıya, kamu otoritesi olarak bizlerin müsaade etmemesi gerekiyor. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor ve biz de şu anda bu anlamda teyakkuz halindeyiz. Demokrasimize, Cumhuriyet'imize, milli iradeye sahip çıkacak adımlar konusunda hep çalışma devam edecek."
Tekin, küresel emperyalist güçlerin "dünya vatandaşlığı" adı altında bir kültür emperyalizmi yayarak Türk milletinin ahlaki, kültürel ve toplumsal kodlarını hedef aldığını söyledi. Bu sinsi sömürgecilik faaliyetlerine karşı geliştirdikleri yeni eğitim modelinin hayati bir koruma kalkanı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adını verdiğimiz müfredat çalışması, bizi biz yapan, bizim binlerce yıllık tarih ve kültür geçmişimizi çocuklarımıza yeniden kazandıracak. O küresel emperyal yapılarla sağlıklı bir şekilde mücadele edecek bir müfredatı çocuklarımıza vermek durumundayız. Bir kere FETÖ ile mücadele öncelikle buradan başlaması gerekiyor. Bunu yapmak zorundayız ki çocuklarımız demokrasimize, devletimize, milletimize, Cumhuriyet'e, değerlerimize yönelik bir saldırı olduğu zaman topyekun sahip çıkabilsin. Bu anlamda birinci ödevimiz bu. Biz öncelikle şu anda bunun mücadelesini yapıyoruz."
"Milletimizin gönlü ferah olsun"
Eğitim alanında yeni bir kurum açılmasından buralarda görev alacak personelin güvenlik soruşturmalarına kadar her adımın devletin sıkı denetimi altında yürütüldüğünü belirten Bakan Tekin, müfredat ve standart onaylarının tek yetkilisinin bakanlık olduğunu vurguladı. Vatandaşların çocuklarını güvenle gönderebilecekleri yapılar hakkında güvence veren Tekin, şu açıklamalarda bulundu:
"Milletimizin bu anlamda gönlü ferah olsun. Bizim onay verdiğimiz, denetlediğimiz yapılar, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımızın onayladığı, Milli Eğitim Bakanlığımızın denetlediği yapılardır."
Bakan Tekin, bu yasal çerçeveye uymayan ve yetkisiz şekilde faaliyet gösteren yapılar üzerinden, daha önce görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile yaşadıkları polemiğe de açıklık getirdi. Ruhsatsız ve akreditesiz kurumlara geçit vermeyeceklerini belirterek konuyu şu sözlerle özetledi:
"Açtığını iddia ettiği yapılar resmen açılmamış. Resmen açılması için bizim tarafımızdan oradaki öğretim programlarının, yani müfredatın, orada çalışan kişilerin, oranın standartlarının bizim tarafımızdan denetlenmesi ve bizim ona akredite vermemiz gerekir."
Maarif Vakfı ile küresel alanda FETÖ prangasına son
FETÖ’nün geçmişte büyükelçiliğimiz dahi bulunmayan ülkelerde emperyal güçlerin desteğiyle okullar açtığını hatırlatan Bakan Yusuf Tekin, bu yurt dışı şebekesinin çökertilmesi için yürüttükleri küresel diplomasiyi ve Türkiye Maarif Vakfı'nın ulaştığı devasa gücü şu sözlerle anlattı:
"15 Temmuz'dan sonra da hem Sayın Cumhurbaşkanı’mız hem de bizler, katıldığımız her toplantıda muadilimiz olan ülkelere şöyle bir analiz yaptık, 'Türkiye'de seçilmiş siyasi iktidara antidemokratik yollarla bir darbe planlayan bir yapıdır bu. Hem bizimle olan hukukunuz açısından, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin demokratikliği açısından hem de sizin ülkenizde olası bir bu türden antidemokratik harekete girişebilme potansiyeli açısından sizleri uyarmak isteriz' diye biz bunu sürekli o ülkelerle paylaştık. Şimdi de aynı şeyi yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı'mız da bütün ikili görüşmelerinde bu anlamda ilgili devlet başkanını, hükümet başkanını uyarıyor. Bizler de her toplantımızda bir taraftan bu uyarıları yapıyoruz. Diğer taraftan da 'eğer ülkenizde bir özel öğretim kurumuna ihtiyaç duyuyorsanız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin akredite ettiği resmi bir kamusal vakıf var, Türkiye Maarif Vakfı. Bu vakıf size bu anlamda ihtiyacınızı giderecek yatırım yapabilir' diye onlara taahhütte bulunuyoruz. Çok şükür, Türkiye Maarif Vakfı şu an 60'ın üzerinde ülkede 100 binin üzerinde öğrenciye eğitim veren bir yapıya kavuşmuş durumda."
"Tüm antidemokratik girişimleri çocuklarımızın öğrenmesi elzemdir"
Yeni nesillerin anayasal düzene, cumhuriyete ve demokratik kazanımlara canı pahasına sahip çıkabilmesi için geçmişteki tüm karanlık dönemlerin müfredata dahil edildiğini kaydeden Bakan Tekin, tarih eğitimindeki bu stratejik felsefeyi şu sözlerle açıkladı:
"Temel eğitim çağındaki çocuklarımızın Cumhuriyet tarihini bugüne kadar öğrenmesi gerekir. Dolayısıyla 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve en son 15 Temmuz'da dahil olmak üzere bütün bu antidemokratik ve vesayetçi girişimleri çocuklarımızın sağlıklı bir şekilde öğrenmesi, çocuklarımızın Cumhuriyet'e sahip çıkması açısından elzemdir. Çocuklarımızın demokrasi kültürünün gelişmesi açısından elzemdir. Milli birliğimiz, beraberliğimiz, devletimizin bekası açısından elzemdir.”
Türk milletinin asil devlet geleneğine ve sarsılmaz milli birlik şuuruna sahip çıkma iradesinin küresel sömürgeci güçleri her zaman dehşete düşürdüğünü ifade eden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, konuşmasını tüm eğitim camiasına teşekkür ederek ve şehitlerimizi anarak tamamladı:
“Dolayısıyla bizim devlet geleneğimize, milli birliğimize sahip çıkma potansiyelimiz ve durumumuz küresel emperyal yapıları inanılmaz derecede korkutuyor. Bizi biz yapan, bizi güçlü kılan şey bu bağlılığımız. Ben, çocuklarımızın, ailelerimizin, öğretmenlerimizin hep beraber bu milli birliğimize, beraberliğimize, devlet geleneğimize sahip çıkacak şekilde davranmamızı arzu ediyorum. Benim de bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bütün çabam, gençliğimden itibaren bu çizgide yürüdü. Bugün de bunu yapmaya çaba sarf ediyorum. Milli Eğitim camiası olarak biz bu konuda birinci derecede sorumlu bir yapıyız. Biz, öğretmen arkadaşlarımızla beraber çocuklarımıza bu şuuru vermekle mükellefiz ve ben bütün öğretmen arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu şuuru verecek şekilde de fedakar bir şekilde davranıyorlar. Hepsine müteşekkirim.”