Yayımlanan metnin ilk bölümünde, CHP'nin iddiaları nedeniyle daha önce tazminat ödemeye mahkum edildiği ve bu bedelin Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına bağışlandığı hatırlatıldı. Sürecin yargısal boyutuna ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası, '128 milyar dolar yalanı' söylemini konu alan dava sonucu, davalı Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sayın Berat Albayrak’a yönelttiği ithamlar nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü tutulduğu ve tahsil edilen bedelin Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfına bağışlandığı bilgisi daha önce kamuoyunun takdirine sunulmuş olup, bu kez de Anayasa Mahkemesinin 20.05.2026 tarihli kararı ile CHP tarafından yapılan bireysel başvurunun reddine karar verilmiş ve CHP’nin iftiralarını kurumsallaştırdığı tasdiklenmiştir. '128 milyar dolar yalanı' temeline dayanan iddiaların asılsızlığı, yargı yollarının tüketilmesiyle hukuken kesinleşmiş olmakla beraber aşağıda yer verilen somut ekonomik verilerle de açıkça ortaya konulmaktadır."
Açıklamada, Merkez Bankası rezervlerinin kur ataklarını bertaraf etmek, esnafı ve sanayiciyi korumak amacıyla uluslararası normlara uygun şekilde yönetildiği, "buharlaşan rezerv" söylemlerinin ise bir dezenformasyon operasyonu olduğu savunularak şu cümleler aktarıldı:
"Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının piyasa istikrarlılığını sağlamak, spekülatif kur ataklarını bertaraf etmek, sanayicisini, esnafını ve emeklisini pandemi koşullarının olumsuz etkilerinden korumak amacıyla yürüttüğü uluslararası normlara uygun işlemler, veri olmaksızın uydurulan rakamlarla kasıtlı biçimde çarpıtılmış ve bir dezenformasyon operasyonuna dönüştürülmüştür. 2018 yılı ve sonrasında Türkiye’nin maruz kaldığı yoğun finansal saldırılar karşısında devletin gösterdiği refleksi 'buharlaşan rezerv' iddiasıyla gölgelemeye çalışan Ana Muhalefet, esasen Türkiye’yi devalüasyon, enflasyon ve faiz kısır döngüsüne sürüklemeyi hedeflemiş; ancak atılan stratejik, planlı ve cesur adımlarla iktisadi tabular yıkılmış ve bugün önemi daha da iyi anlaşılan ekonomik kazanımlar elde edilmiştir."
Dönemin ekonomi karnesi: Rekor cari fazla ve büyüme
Açıklamada, Berat Albayrak’ın görev süresi boyunca küresel krizlere, ABD’nin yaptırım tehditlerine ve pandemi koşullarına rağmen elde edilen ekonomik parametreler, metindeki orijinal ifadelerle detaylandırıldı:
"CHP’nin tek bir merkezden yönettiği, genel başkanından milletvekillerine, il başkanlarından parti yöneticilerine kadar bilinçli bir şekilde iştirak edilen pespaye yalanlar zincirinde atılan iftiraların aksine, Sayın Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini devraldığı dönemde yaklaşık %25 seviyesinde bulunan enflasyon, para ve maliye politikalarında uygulanan reformlar sayesinde bir yıl içinde %8’e indirilmiştir. Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı sınır ötesi operasyonlarına, kamuoyuna 'Rahip Brunson Krizi' olarak yansıyan siyasi gerilimlere, ABD Başkanı’nın 2018 ve 2019 yıllarında ekonomimizi doğrudan hedef almasına (ABD Başkanı Donald J. Trump tarafından 'Türkiye ekonomisini tamamen mahveder ve yok ederim (bunu daha önce yaptım!)' ifadesi kullanılmıştır), ABD’nin Türkiye’ye ve siyasilere uyguladığı yaptırımlara ve döviz piyasası arka plan kur saldırılarına rağmen ekonomik düzen korunmuş; Covid-19 dönemi sebebiyle yaşanan üretim-tedarik zincirinin kırılması, küresel işsizlik ve ekonomik daralma gibi zorlu şartlarda ise enflasyon %11 seviyesinde tutulmuştur."
Cari dengedeki tarihi dönüşüm ve altın rezervlerini millileştirme hamlesine dair ise şu alıntılara yer verildi:
"Sayın Berat Albayrak göreve başladığında 57 milyar dolar seviyesinde olan cari açık, bir yıl içerisinde kapatılmış; 17 yıllık AK Parti iktidarı döneminde ilk defa, Merkez Bankası verilerine göre 15 milyar dolar cari fazla verilerek Cumhuriyet tarihi rekoru kırılmıştır. Böylece tek haneli faiz ve tek haneli enflasyon dengesi kurulmuş, cari fazla verilmiş, pozitif büyüme sağlanmış ve bazı ekonomistlerce 'imkânsız üçlü' olarak nitelendirilen hedeflerin doğru politikalarla mümkün olabileceği gösterilmiştir. Anılan tablo, 'dış finansman olmadan büyüyemeyiz, cari açık vermeden üretemeyiz' diyerek, ortaya konulan ideali küçümseyenlere de net bir cevap niteliği taşımaktadır."
Pandemi döneminde konut ve esnaf destekleri ile Merkez Bankasının kar ve rezerv durumuna ilişkin metindeki veriler şu şekilde paylaşıldı:
"Pandeminin yol açtığı ekonomik durgunluk sebebiyle, konut sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin kapanma ve iflas tehdidiyle karşı karşıya kaldığı, bankalar üzerinde alacak riski baskısının arttığı 2020 yılında; kamu bankaları aracılığıyla, tarihin en uzun vadeli ve en düşük konut kredi oranıyla (%0,49), alt ve orta gelir grubundaki bir milyondan fazla vatandaşımız ev sahibi olmuş; konut stokları eritilmiş, reel sektör desteklenmiş, bankaların risk baskısı azaltılmış ve böylelikle herkesin kazandığı, tarihin en hayırlı işlerinden birine imza atılmıştır. İstihdamı korumak ve ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla 700 binden fazla esnafa finansman desteği verilmiş; SGK prim ve vergi ödemeleri ertelenmiş, KDV oranları düşürülüp kira stopajı azaltılarak yüz binlerce işletmenin yükü hafifletilmiştir. Ayrıca 6 milyondan fazla aileye nakdi yardım sağlanmış, tek bir esnaf dahi kapanmadan iş gücü piyasası ayakta tutulmuş ve işsizlik azaltılarak pandemi süreci büyük bir başarıyla aşılmıştır. Günümüzde yaşanan küresel ölçekteki krizler, sınır ülkelerde devam eden savaşlar, ekonomik ve siyasi yaptırımlar ile önemi bir kere daha anlaşılan ve Türkiye’nin en stratejik hamlelerinden biri olan yurt dışındaki altın rezervlerimizin ülkeye taşınması eylemi de yine aynı dönemde gerçekleştirilmiştir. ABD, İsviçre ve İngiltere’de tutulan yaklaşık 350 ton altın Türkiye’ye getirilmiş ve Merkez Bankası altın rezervi 2020 yılı sonu itibarıyla 719 tona ulaşmıştır. Türkiye’nin altın rezervlerini yurda getirme hamlesi, diğer ülkeler açısından da örnek teşkil etmiş; artan jeopolitik gerilimler nedeniyle bazı ülkeler rezervlerini içeriye taşırken, bazıları ise yurt dışında tuttukları altınlarına erişimde sorunlarla karşılaşmıştır. Dünya ekonomisinde yaşanan dönüşüm, Sayın Berat Albayrak tarafından önceden görülmüş, Merkez Bankası rezervlerindeki altın miktarının artırılması için döneminde atılan adımlar büyük bir finansal kazanıma dönüşmüştür. Altın fiyatlarının ons bazında değer artışı dikkate alındığında, 719 ton altının Merkez Bankası rezervlerine katkısı, 2020 yılı itibariyle 40 milyar dolarken 2026 yılı Mayıs ayı itibariyle yaklaşık 110 milyar dolardır. Bakanlık görevi öncesi Haziran 2018’de Merkez Bankası rezervi 98,4 milyar dolar iken, görevinden ayrıldığı 2020 yılında ise finansal saldırılara, yabancı ülke yaptırımlarına ve ağır pandemi şartlarına rağmen 85,2 milyar dolar olmuştur. Türkiye ekonomisi, 2020 yılında elde ettiği %1,8’lik büyüme performansı ile Covid-19 salgınına karşın pozitif ayrışmayı başarmıştır. Bütün ülkelerin küçüldüğü pandemi yılında Türkiye, verileri açıklanan OECD ve G-20 ülkeleri arasında Çin’le beraber büyüme kaydeden iki ülkeden biri olmuştur. Aynı dönemde Merkez Bankası, tarihinde görülmemiş şekilde 165 milyar TL (döviz karşılığı yaklaşık 30 milyar dolar) kar elde ederek rekor kırmış ve bu kârı milletin hazinesine aktarmıştır."
"Milli Enerji ve Maden Politikası" meyvelerini verdi
Albayrak'ın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde temelleri atılan stratejik adımların ve "Mavi Vatan" vizyonunun anlatıldığı bölümde şu çarpıcı ifadelere yer verildi:
"Bankacılık sektöründeki 'milli şuur' eksikliğini gidermek, 'teminat bankacılığı' anlayışını terk ederek reel sektör ile tüketiciyi daha etkin biçimde desteklemek ve finansal istikrarı sürdürülebilir kılmak amacıyla güçlü adımlar atılmıştır. Finansal güvenlik stratejisi çerçevesinde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun kademeli olarak devreye aldığı swap düzenlemeleri ile sıcak para akımlarında yaşanan ani yön değişikliklerinden kaynaklanan finansal dalgalanmaların önüne geçilmiştir. Olası jeopolitik risklere ve yaptırım tehditlerine karşı döviz rezervleri içerisindeki ABD tahvillerinin payı azaltılmıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde ise 'Milli Enerji ve Maden Politikası' oluşturulmuş ve 'Yeşil Kitap' hazırlanarak uzun vadeli strateji belirlenmiştir. Bu çerçevede Karapınar Güneş Enerjisi Santrali başta olmak üzere yenilenebilir enerjide büyük yatırımlar gerçekleştirilmiş, %80 yerlilik oranına ulaşılmış ve rüzgâr enerjisi kapasitesi artırılmış; 'Akıllı Kömür Kullanımı' ile 5 milyar ton ilave kömür rezervi keşfedilmiş, üretim ise 60 milyon tondan 100 milyon tona çıkarılmış; Eskişehir Beylikova’daki 694 milyon ton nadir toprak elementi rezervi ile Türkiye bu alanda dünya ikincisi konumuna gelmiştir. Ertuğrul Gazi FSRU gemisinin satın alınması ve Silivri, Tuz Gölü, Hatay Dörtyol tesisleriyle doğalgaz depolama kapasitesinin güçlendirilmesi ile kriz anlarında kesintisiz arz güvencesi sağlanmış; TANAP ve Türk Akım boru hattı projeleri devreye alınarak Türkiye enerji merkezi konumuna yükseltilmiştir."
Akkuyu Nükleer Santrali, Karadeniz doğalgazı ve Gabar petrolü keşif süreçleri ile bu hamleleri engellemek isteyen odaklara yönelik suçlamalar metinde şu sert ifadelerle yer buldu:
"Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının %10’unu tek başına karşılayacak Cumhuriyet tarihinin en büyük projesi ve 65 yıllık rüyası olan ilk nükleer reaktörü Akkuyu’nun temeli 2018’de atılmıştır. Yıllardır yer altı kaynaklarıyla ilgili efsaneler üretilip hikâyeler anlatılan Şırnak Gabar’da sahaya inilmiş ve ekonomik değeri 110 milyar dolar olan 1 milyar varillik petrol rezervi keşfedilmiştir. Fatih, Yavuz ve Kanuni sondaj gemileri ülke envanterine katılarak 'Mavi Vatan' vizyonu somutlaştırılmıştır. İlk derin sondaj gerçekleştirilerek Karadeniz’de 710 milyar metreküp doğal gaz keşfi yapılmış olup, sahanın ekonomik değeri yüz milyarlarca dolardır. Hatırlatmak gerekir ki 'Gemileri alamazsınız, işletemezsiniz, teknik kapasitemiz yetmez, yabancı ülkeler izin vermez' diyenlerin, 'Bu gemiler hurda olacak' diye rapor yazanların, gemi alım süreçlerini sabote ederek imza atmaktan kaçan sözde komutanların, 15 Temmuz gecesi bu milletin canına kasteden FETÖ’cü hainler olduğu ortaya çıkmıştır."
"Yapısal reformlar pratikte karşılık buldu"
Uygulanan ekonomi modelinin hedefleri ve Albayrak'a yönelik yürütülen kampanyaların arka planı ise şu alıntılarla özetlendi:
"500 yıllık bir ekosistemin dönüşüm sürecine girdiği bu dönemde; enerjiden ekonomiye tam bağımsız Türkiye inşa etme yolunda gerçekleştirilen eylemler, ülkemiz üzerindeki keyfiliğini kaybeden finans ve enerji lobilerinde rahatsızlığa sebep olmuştur. Getirilen yeni yaklaşımla sıcak para akımlarına dayalı dış finansmanın terk edilmesi, hedefli finansman teşvikleriyle yerli üretim ve ihracatın desteklenmesi, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, stratejik sektörlerde kısmi ve geçici ithal ikame politikalarının uygulanması, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, turizm gelirlerinin ve reel sektörün verimliliğinin artırılması ve rekabeti artıracak dönüşüm adımlarının atılması sağlanmıştır. Bu doğrultuda oluşturulan 5 yıllık stratejik planlama çerçevesinde 2017 yılında 157 milyar dolar olan ihracat rakamı 2023 yılı itibarıyla 255 milyar dolara ulaşmıştır. Böylelikle, Türkiye'ye reva görülen; faiz artırımları yoluyla yabancı sermayenin ülkede tutulması ve döviz kurlarının kontrol altına alınması, bunun sonucunda ekonomik durgunluk ve artan işsizlikle birlikte cari açığın daralması, ardından yeniden dış sermaye girişleriyle borçlanmanın artması, TL'nin değer kazanması, iç talebin canlanması ve devamında cari açığın yeniden büyümesi şeklinde işleyen makroekonomik sarmaldan kalıcı olarak kurtulması hedeflenmiştir. Ekonomi literatüründe sıklıkla kullanılan, alıcısı bol olan ancak tarifi de yapılmayan 'yapısal reformlar' söylemi, Sayın Berat Albayrak döneminin icraatları ile pratikteki karşılığını bulmuştur."
Yazılı açıklama, Albayrak’ın avukatının şu çarpıcı ve net kapanış cümleleriyle son buldu:
“Dünya ekonomisinin karşılaştığı en büyük sarsıntılardan biri kabul edilen Covid-19 pandemisine rağmen, doğru ekonomik politikaların uygulanmasının bir çıktısı olarak tek haneli enflasyon ve tek haneli faizi sağlayıp, eş zamanlı olarak tarihi rekorla cari fazla veren ve pozitif büyüme sağlayan Türkiye üzerinde kurulmaya çalışılan tahakküm; kimi zaman Ana Muhalefet’in safsata olarak dahi nitelendirilmeyecek '128 milyar dolar yalanı' söylemiyle, kimi zaman toplumun en mukaddes değeri olan aile birliğini hedef alan iftiralarla, kimi zaman da ekonomist görünümlü kapitülasyoncuların somut kazanımları kasıtlı şekilde göz ardı ederek ya da çarpıtarak yürüttükleri organize karalama kampanyalarıyla kendini göstermiştir. FETÖ iltisaklı hesapların başı çektiği odaklar tarafından akla hayale sığmayacak senaryolar sosyal medya platformları üzerinden dolaşıma sokularak itibar suikastı girişimlerinde bulunulmuş; olgusal temeli olmayan asılsız haberler, sözde gazeteciler tarafından kamuoyuna servis edilmiştir. Türk siyasi tarihinde görev süresi boyunca en çok yalan ve iftiraya maruz kalan kişilerden biri olan Sayın Berat Albayrak’a yönelik bu hukuksuz eylemlerin, görevinden ayrıldıktan sonra da büyük bir motivasyonla devam etmesinin nedeni, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemiz menfaatine hayata geçirdiği sayısız çalışmalardır. Netice itibarıyla, CHP’nin bu ülkeye sağlayamadığı katkı ve hizmeti, 24 yıllık AK Parti iktidarının yalnızca iki yılında Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini üstlenen Sayın Berat Albayrak gerçekleştirmiştir. Kısa vadeli siyasi kazanımlardan ziyade Türkiye’nin hiçbir saldırıdan ve sınamadan etkilenmeyecek güçlü bir ekonomik ve finansal altyapıya sahip olması için büyük bir gayret ve milli sorumluluk şuuru ile hareket eden Sayın Berat Albayrak, yoğun emek ve cesaretle hayata geçirilen reform niteliğindeki birçok icraatlarının bıraktığı manevi memnuniyetle 08 Kasım 2020 tarihinde görevinden ayrılmıştır. Nihai hükmün ahirette verileceği inancıyla; aradan geçen süreçte yaşanan gelişmeler, hakikatin er ya da geç ortaya çıktığını ve adaletin tecelli ettiğini göstermiştir. O gün alınan kararların ve yapılan işlerin değeri bugün daha iyi anlaşılmakta olup, gelecekte ise çok daha net şekilde ortaya çıkacaktır. Kamuoyunun takdirine saygıyla sunulur.”