Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM bünyesinde gerçekleştirilen AK Parti Grup Toplantısı’nda önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, Eskişehir'in Mihalgazi ilçesinden gelen kadın heyetine özel bir ilgi gösterdi. Yerel kıyafetleriyle dikkat çeken kadınların vakur duruşunu öven Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Bilhassa bir asır önce İstiklal Harbi’mizde olduğu gibi beyaz örtmelerini takıp, şalvarlarını giyerek Eskişehir Mihalgazi’den grup salonumuzu teşrif eden Belediye Başkanımız Zeynep Güneş’le birlikte tüm hanım kardeşlerime teşekkür ediyor, Anadolu kadınının bin yıllık asaletini yansıtan şu vakur duruşları için kendilerine şükranlarımı sunuyorum."

“Milletten yetki almış başarılı bir siyasetçi”
Geçmişin yasakçı zihniyetine karşı mücadelenin süreceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mihalgazi Belediye Başkanı üzerinden yapılan eleştirilere sert tepki gösterdi. Kadın hakları ve özgürlüklerin korunması konusundaki kararlılığını dile getiren Erdoğan, süreci şu sözlerle değerlendirdi:
"Milletten aldığı yetkiyle ilçesine üç dönemdir hizmet eden başarılı bir kadın siyasetçiye; 'Şalvarlı kadının görevi ilçe yönetmek değildir, ahırda inek sağmaktır' diyerek tahkir etmeye kalkan 28 Şubat artığı bu faşizan, bu ukala, kibirli, alçak zihniyeti bugün bir kez daha lanetliyorum. Yıllarca sırf başörtülerinden ötürü kadınların eğitim hakkını, kamuda çalışma hakkını, hatta seçilme hakkını gasp edenlerle; Anadolu kadınının asırlardır üzerinde gururla taşıdığı yazmasına, tülbenttine, şalvarına, çarşafına, ehramına, fistanına dil uzatanlarla; milletimize tepeden bakan, milletimizi hor ve hakir görenlerle mücadelemizi her zeminde sonuna kadar devam ettireceğimizin bilinmesini istiyorum. Bu ülkede yasakçı ve baskıcı anlayışa göz yummadık ve yummayacağız. Kadınlara parmak sallayanlara meydanı terk etmedik, etmeyeceğiz. Eski karanlık günleri hortlatmaya çalışanların karşısında dimdik durduk, duracağız. Şerife Bacı'nın, Kara Fatma'nın, Nene Hatun'un yolundan giden tüm hanım kardeşlerimi bugün bir kere daha kemal-i hürmetle selamlıyorum. Rabbim, salonlara sığmayan şu muhabbetimizi daim eylesin."
“Suudi şirketler Türkiye'de güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek”
Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretlerinin ekonomik ve stratejik sonuçlarını paylaşan Erdoğan, enerji alanındaki büyük yatırımların müjdesini vererek şu detayları paylaştı:
"Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta kardeş ülkelerimiz Suudi Arabistan ve Mısır'a önemli birer ziyaret gerçekleştirdik. İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla ele almanın yanı sıra; Filistin, Suriye, Sudan başta olmak üzere güncel meseleleri kapsamlı şekilde istişare ettik. Her iki ziyaretimizden enerjiden savunmaya farklı alanlarda imzaladığımız toplam 12 anlaşma ile döndük. Özellikle yenilenebilir enerji alanında Suudi Arabistan'la imzaladığımız anlaşma stratejik öneme sahiptir. Bu anlaşmaya göre inşallah Suudi şirketleri Türkiye'de toplam 5.000 megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karaman'da biner megavatlık güneş enerjisi santralleri kurulacak. İki güneş enerjisi santrali projesi ile toplam 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılamayı hedefliyoruz."
“Dünyada ve bölgemizde Türkiye rüzgarı esiyor”
Türkiye'nin diplomatik arenadaki etkisinin her geçen gün arttığını belirten Cumhurbaşkanı, misafir devlet başkanları ve planlanan ziyaretler hakkında bilgi vererek şöyle konuştu:
"Cumartesi günü de Ürdün Kralı 2. Abdullah bin Hüseyin misafirimizdi. Kral Abdullah'la oldukça muhtevalı, verimli, ikili ilişkilerimizi güçlendiren istişarelerimiz oldu. En kısa zamanda biz de Ürdün'e bir ziyarette bulunmayı arzu ediyoruz. Durmuyoruz değerli kardeşlerim. Duramayız. Yapacağımız çok şey var. Tempomuzu, aşkımızı, şevkimizi her gün biraz daha artırıyoruz. Bugün Yunanistan Başbakanı Sayın Miçotakis'i ülkemizde ağırlayacağız. Yarın Sırbistan Başbakanı Sayın Vuçiç Ankara'ya gelecek. Önümüzdeki Pazartesi ve Salı günleri ise inşallah Birleşik Arap Emirlikleri'ni ve Etiyopya'yı ziyaret edeceğiz. Dünyada ve bölgemizde tabiri caizse bir Türkiye rüzgarı esiyor."
“Bizim Suriye tavrımız nettir”
Suriye’deki insani dramın sona ermesi ve kalıcı çözüm yollarının uygulanması konusunda net mesajlar veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni yönetime ve uluslararası topluma şu çağrıda bulundu:
"Tabii burada şunun da altını çizmekte fayda görüyorum. Bizim Suriye meselesinde tavrımız ilk günden beri nettir. Orada akan her damla kan ve gözyaşı bizim de yüreğimizi dağlamaktadır. Arap, Türkmen, Kürt, Nusayri fark etmeksizin Suriye'de bir tek canın yitip gitmesi bizim de canımızdan can kopması demektir. Suriye'ye vicdan merceğiyle bakan herkes bir defa şunu kabul edecektir: Tıpkı aziz milletimiz gibi kardeş Suriye halkı da her şeyin en iyisine, en güzeline layıktır. Hiç şüphesiz bunu fazlasıyla hak etmektedir. 18 ve 30 Ocak mutabakatlarının tek ordu, tek devlet, tek Suriye temelinde titizlikle uygulanmasını bu bakımdan çok önemsiyoruz. Suriye'de kalıcı barışın ve istikrarın yol haritası belli olmuştur. Taraflar bunun idrakinde olarak yanlış hesap yapmamalı, eski hataları tekrar etmemeli, maksimalist taleplerle süreci zehirlememelidir. Şiddetin daha büyük şiddeti besleyeceği unutulmamalıdır. Şunu bugün tüm samimiyetimle, açık yüreklilikle ifade ediyorum: Artık Suriye'nin kaynaklarının, Suriye'nin yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin tünel yapmaya, şehirlerin altında tünel kazmaya değil, Suriye halkının tüm kesimlerinin refahına harcanmasının vakti gelmiştir. Biz Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Ahmed Şara'nın ülkesini bir an önce ayağa kaldırmaya yönelik samimi gayretlerinin en yakın şahidiyiz. Son operasyonlarla işgalden kurtarılan yerlerde de yeni yönetime karşı hem teveccühün hem büyük bir beklentinin oluştuğunu müşahede ediyoruz. Yeniden yeşeren umutlar inşallah bir daha kara kışa dönmeyecektir. En başta Türkiye buna izin vermeyecektir. Suriye hükümetinin en geniş siyasi katılım ve temsili sağlayacağına, etkili bir kalkınma planını hızla hayata geçireceğine yürekten inanıyorum. Türkiye olarak en uzun sınıra sahip olduğumuz, halkını dost, akraba ve kardeş bildiğimiz Suriye'deki gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdüreceğiz."
“Türkiye bölgesinde nüfuz arayışında değildir”
Türk dış politikasının temel felsefesini açıklayan Erdoğan, yardım faaliyetleri ve insani diplomasinin sınır tanımadığını belirterek şöyle devam etti:
"Buradan hem ülkemiz içinde hem dünyada Türk dış politikasının eksenini anlamaya çalışanlara bugün bir kez daha seslenmek istiyorum: Türkiye bölgesinde nüfuz arayışında değildir. Tahakküm peşinde değildir. Başka ülkeleri dizayn etme arzusunda asla değildir. Tam tersine biz samimi bir şekilde kardeşlik istiyoruz, barış diyoruz. Hep birlikte kalkınalım, hep birlikte ortak geleceğimizi inşa edelim diyoruz. Halep'le birlikte Şam, Rakka, Haseke, Kamışlı da şen olana kadar; Der'alı çocuklarla birlikte Kobanili yavruların da yüzlerinde tebessüm çiçekleri açana kadar Suriyeli kardeşlerimizi bir an olsun yalnız bırakmayacağız. İşte son operasyonlar sırasında hemen talimatlarımızı verdik. AFAD'ımızı, Kızılay'ımızı ve insani yardım kuruluşlarımızı süratle harekete geçirdik. İlk etapta iki tır dolusu insani yardım malzemesini Suriye hükümeti ile iş birliği halinde Kürt kardeşlerimizin yaşadığı yerleşim yerlerine sevk ettik. Kardeşlik ve komşuluk hukukumuzun gereği neyse, Türkiye olarak bize ne düşüyorsa hiç tereddüt etmeden en güzel şekilde yerine getirdik. İnşallah Ramazan-ı Şerif boyunca yardımlarımız artarak devam edecek. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerif ile birlikte Suriye'deki tüm kardeşlerimiz inşallah bu havayı teneffüs edecektir."
“Krizi fırsata çevirmek gibi ucuz bir hesap içindeler”
Muhalefetin Suriye politikasına yönelik eleştirilerine yanıt veren Cumhurbaşkanı, iç siyasetteki yaklaşımları şu sert sözlerle eleştirdi:
"Burada şunu da milletimizin dikkatine getirmek zorundayım: Biz can kurtarma peşindeyken birileri de çıkmış son derece kirli ve kışkırtıcı söylemlerle maalesef selden kütük kapma telaşına düşmüştür. Suriye konusunu iç siyasette istismar etmek suretiyle milli birlik ve dirliğimizi kundaklamayı amaçlayan bu rezil siyasetin koçbaşlığını ise ana muhalefetin genel başkanlık koltuğunda oturan zat ile yoldaşları yapmaktadır. Nasıl bir milyon kardeşimiz katledilirken Suriye'yi umursamadılarsa bugün de aynı durumdalar. Krizi fırsata çevirmek gibi ucuz bir hesap içindeler. Suriye'den etnik temelli bir çatışmaya sürüklenme riski, bu komşu ve kardeş ülkenin tekrar kan gölüne dönme ihtimali bunları zerre miskal ilgilendirmiyor. Açık söylüyorum, ne Kürtler, ne Suriyeliler, ne başkaları bunların umurlarında değil. Eğer öyle olsaydı 13,5 yıl boyunca Suriye halkının tepesine varil bombaları yağarken tepki gösterirlerdi. Öyle olsaydı Suriye'de terör örgütleri cirit atarken konuşurlardı. Öyle olsaydı henüz 3-4 yaşındaki masum yavruların cansız bedenleri sahile vururken seslerini çıkarırlardı. Öyle olsaydı Kürt kardeşlerimize kimlik dahi verilmezken buna itiraz eder, Suriyeli Kürtlerin hakları için mücadele ederlerdi."
“CHP'de gelen gideni aratıyor”
Ana muhalefet partisindeki liderlik değişimini değerlendiren Erdoğan, partinin mevcut durumunu şu sözlerle özetledi:
"Burada daha önce yaptığım bir tespitimi tekrar hatırlatmak isterim. Görüyoruz ki zaman değişiyor, dünya değişiyor, genel başkanlar değişiyor ama CHP'de 'gelen gideni aratır' gerçeği asla ve asla değişmiyor. Biz eskisini 'oturduğu koltuğun hakkını vermiyor' diye eleştiriyorduk; yerine gelen selefinden de kötü çıktı. Anlaşılan yeni genel başkanın kelime dağarcığı öncekinden daha sınırlı. Biz üslup sorunu var zannediyorduk, meğer sorun bizatihi üslubuymuş. Biz Somali Cumhurbaşkanı Sayın Hasan Şeyh'in oğluna yönelik edep ve nezaket dışı ifadelerini ayıplıyorduk; meğer beyefendi günlük hayatta da o seviyesiz kelimelerle iletişim kuruyormuş. Lafa gelince Türkiye'yi yönetmeye talipler ancak ne kendilerini ne de CHP'yi yönetebiliyorlar. Durum öyle yere vardı ki millet son günlerde dizi izlemeyi bıraktı; her akşam çayı, çekirdeği alıp CHP'nin skandallarını seyretmeye başladı. Entrika, kumpas, iftira, tuzak, komedi, trajedi... Ne ararsan hepsi var. Ne diyelim? Allah bunlara akıl, CHP'li vatandaşlarıma da sabır versin. Milletimizi, bilhassa kalbi, zihni, dili temiz evlatlarını bu zata maruz kalmaktan korumaya devam etsin."
“Osmaniye'de tam bir kardeşlik tablosu çizildi”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirilen Osmaniye ziyaretine değinerek, bölgedeki dayanışma ruhunun altını çizdi. MHP Lideri Devlet Bahçeli ile birlikte depremzedelerin acısını paylaştıklarını belirten Erdoğan, anma programına dair şu ifadeleri kullandı:
"Cuma günü 'asrın felaketi' olarak milli hafızamıza acıyla kazınan 6 Şubat depremlerinin birinci sene-i devriyesiydi. Şehitlerimizi yad etmek üzere Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin de olduğu geniş bir heyetle depremin vurduğu 11 ilimizden biri olan Osmaniye'deydik. 'Küllerinden doğdu yine Türkiye'nin gücüne bak' temasıyla düzenlenen programda o gece toprağa verdiğimiz 53 bin 697 kardeşimizi bir kez daha hasretle andık. Ruhlarına dualarımızı ve Fatihalarımızı gönderdik. Yağan yağmura rağmen meydanı hıncahınç dolduran Osmaniye halkı heyetimizi gerçekten büyük bir coşkuyla karşıladı. Buradan Sayın Devlet Bahçeli'nin şahsında heyetimizi muhabbetle bağrına basan tüm Osmaniyeli kardeşlerime ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Aynı şekilde depremin birinci yıl dönümünde Osmaniyeli kardeşlerimizin acısını yerinde paylaşmak için bizlere refakat eden başta Sayın Bahçeli olmak üzere heyetimizin tüm üyelerine şükranlarımı sunuyorum. Osmaniye'de tam bir kardeşlik tablosu çizildi. Bir dayanışma iklimi yaşandı."
“Ahdimize sadık kaldık”
Deprem konutlarının teslimat sürecindeki başarıya dikkat çeken Erdoğan, verilen sözlerin tutulduğunu ve devasa bir inşa sürecinin rekor sürede tamamlandığını vurguladı. Yapılan çalışmaların istatistiklerini paylaşan Erdoğan, süreci şöyle özetledi:
"Bilhassa yeni konutları teslim edilen depremzedelerimizin sevincine şahit olmak bizler için tarifsiz bir bahtiyarlık kaynağıydı. 14-28 Mayıs seçimleri sürecinde meydanlarda bir söz vermiş; 'Evi yıkılan, iş yeri yıkılan depremzede kardeşlerimizin yanında olacağız' demiştik. Allah'a sonsuz hamdolsun ki ahdimize sadık kaldık. Söz verdiğimiz şekilde 433 bin 667'si konut, 21 bin 690'ı iş yeri olmak üzere tam 455 bin 357 bağımsız bölümü tamamladık. 27 Aralık'ta Hatay'ımızda 455 bininci afet konutumuzun anahtarlarını hak sahibi kardeşlerimize takdim etmenin gururunu yaşadık. Osmaniye'de de konut, iş yeri ve köy evi olmak üzere toplam 12 bin 557 bağımsız bölümü hak sahiplerimizle buluşturduk. Deprem konutlarımız hayırlı uğurlu olsun diyorum. Sadece bir yıl gibi kısa bir sürede yazılan bu başarı hikayesi, büyük ve güçlü Türkiye'nin başarısıdır. Tüm dünyanın gıptayla takip ettiği bu başarı; asrın felaketinin üstesinden asrın dayanışmasıyla gelen 86 milyon vatandaşımızın başarısıdır. Devlet millet yürek yüreğe verdik, güç birliği yaptık, inandık, azmettik, çalıştık ve neticede 'olmaz' denileni, 'imkansız' denileni 3 yılda hayata geçirdik."
"Ne taş üstüne taş koymayı ne de edebince susmayı biliyor"
Muhalefetin deprem bölgesindeki çalışmalara yönelik eleştirilerine sert tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, somut proje üretmek yerine polemik yapıldığını savundu. Muhalefet yönetimindeki belediyelerin hizmet kalitesini eleştiren Erdoğan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
"Ama tüm bu gerçeklere rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu büyük başarısına rağmen ana muhalefet ve yoldaşları çıkıp bizi eleştiriyor. Yapılan işlere çamur atıyor. Deprem bölgesindeki çalışmaları küçümsüyor. Yönettikleri şehirlerde insanlar kışın ortasında susuzluktan kıvranırken; çöp, çamur, çukur hayatın rutini haline gelmişken bunlar utanmadan, sıkılmadan 6 Şubat depremlerinde en ağır yıkımı yaşayan Kahramanmaraş'taki yolları diline doluyor. Bir defa şunu herkes bilecek; meydanlarda bedava ev sözü verdikleri depremzedelerimizin huzuruna tek bir eserle dahi çıkamayanlar bugün bize laf edemez. 3 yıl sonra bile 'cekti-caklı' cümleler dışında somut projeleri olmayanların 455.000 konutu teslim eden iktidarımıza dil uzatması sadece hadsizlik değil aynı zamanda edepsizliktir. Varsa eseriniz çıkar anlatırsınız. Varsa tamamladığınız bir proje gider açılışını yapar kurdelesini kesersiniz. Kendinize güveniyorsanız 3 yılda depremden özellikle ne yaptığınızı millete gösterirsiniz. Bunları yapamıyorsanız en azından edebinizle susarsınız. Milletin gördüğünü inkar etmez, hizmeti karalamaz, esere kara çalmazsınız. Kendi yeteneksizliğinizi devlete çamur atarak kapatma yoluna gitmezsiniz. Ama bunlar ne taş üstüne taş koymayı ne de edebince susmayı biliyor. Mugalata ile, polemikle, laf cambazlığıyla günü kurtarmaya çalışıyorlar. Rant kapısına çevirdikleri siyaset gemisini yürütmenin hesabını yapıyorlar."