Uppsala Çatışma Veri Programı (UCDP) verilerine dayanılarak yapılan güncel bir araştırma, dünyanın hızla yeni bir küresel kaos dönemine girdiğini gösteriyor. Araştırmaya göre, 2025 yılı itibarıyla devletler arası çatışmalar İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviyesine ulaşmış durumda.
Küresel şiddet eğilimleri incelendiğinde, 2025 yılında dünya çapında 65 aktif çatışma kaydedildiği görülüyor. Bu çatışmaların büyük bir kısmı ülke içinde gerçekleşse de, içlerinden 13'ü "savaş" seviyesine tırmanmış durumda. Daha da çarpıcı olanı, devletler arasındaki doğrudan çatışmaların sayısının bir önceki yıla göre iki katına çıkarak 8'e yükselmesidir. Bu rakam, veri toplanmaya başlanan 1946 yılından bu yana kaydedilen en yüksek devletler arası çatışma sayısı olarak tarihe geçti. Bu çatışmaların başını Ukrayna-Rusya, İsrail-İran ve Hindistan-Pakistan arasındaki krizler çekiyor.
Savaşların yıkıcılığı ise 1990'lardan bu yana görülmemiş bir boyutta. Son kayıtlara göre, çatışmalarda toplam 244 bin 600 kişi hayatını kaybetti. Bu can kaybı, 1994 yılındaki Ruanda Soykırımı'ndan bu yana küresel çapta görülen en ölümcül seviyeyi temsil ediyor.
Siper savaşlarından modern savaşlara: 1. ve 2. Dünya Savaşı ile karşılaştırma
Günümüzde devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, sıkça Birinci Dünya Savaşı'nın Batı Cephesi'ndeki çamurlu ve durağan siper savaşlarına benzetilmektedir. Ancak askeri stratejistlere göre bu tarihsel benzetme oldukça yanıltıcıdır.
Günümüz modern konvansiyonel savaşlarının taktiksel dinamiği, Birinci Dünya Savaşı'nın teknolojik kilitlenmelerinden ziyade, İkinci Dünya Savaşı'nda (özellikle 1944 Normandiya muharebelerindeki) akıcı ve hızlı yarmaların yaşandığı muharebelere daha çok benzemektedir. Birinci Dünya Savaşı'nda cephedeki asker yoğunluğu mil başına 10.000 civarındayken, günümüzde (örneğin Bakhmut cephesinde) bu oran mil başına yaklaşık 700 asker seviyesine düşmüştür. Bu düşük asker yoğunluğu, teknolojik yeniliklerle birleştiğinde cephelerin her an kırılabileceği ve hızlı ilerlemelerin yaşanabileceği "akıcı" bir savaş ortamı yaratmaktadır.
Zaman faktörü de geçmiş savaşlardan ayrılan kritik bir noktadır. Birinci Dünya Savaşı'nda milyonlarca kayıp veren müttefiklerin zamanı yokken, günümüzde Batı dünyası Ukrayna'ya "kan değil, sadece hazine" yatırımı yapmakta ve zamanı kendi stratejik avantajı olarak kullanabilmektedir.
Modern savaşın yeni aktörleri
Modern savaşların yapısı geleneksel olarak "karmaşık" (complicated) bir yapıdan, tahmin edilmesi çok daha güç olan "kompleks" (complex) bir yapıya dönüşmüştür. Bu dönüşümün merkezinde ise yeni nesil teknolojiler yer alıyor.
Hava gücünün demokratikleşmesi: İnsansız Hava Araçları (İHA) ve dronlar, savaşın maliyet-fayda analizini altüst etmiştir. Geçmişte hava üstünlüğü sadece zengin ve gelişmiş ülkelerin tekelindeyken, günümüzde ucuz ticari dronların silahlandırılmasıyla bu güç "demokratikleşmiştir". Ukrayna'da imha edilen Rus tanklarının %65'inden fazlasının dronlar tarafından vurulması, savaşın ekonomisinin nasıl değiştiğini kanıtlamaktadır.
Şeffaf savaş alanları: Ticari ve askeri uyduların yaygınlaşmasıyla birlikte sürpriz baskınlar yapmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. "Göz kırpmayan bir göz" olarak nitelendirilen ticari uzay sensörleri, birlik hareketlerini anında tespit etmektedir.
Çok etki alanlı savaş (Multi-Domain Warfare): Savaş artık sadece karada, denizde veya havada değil; uzayda, siber uzayda ve elektromanyetik spektrumda da verilmektedir. Örneğin, Rusya'nın Ukrayna işgalinden hemen önce gerçekleştirdiği Viasat siber saldırısı, sadece askeri komuta kontrolü vurmakla kalmamış, Avrupa'daki 5 bin 800 rüzgar türbinini de devre dışı bırakmıştır.
Lojistik ve savunma sanayii sınav veriyor
Devletlerin devasa ordular kurduğu geçmiş savaşların aksine, yeni dönemde "uzun süreli yıpratma savaşlarını"destekleyebilecek lojistik ve savunma sanayisi kapasitesi hayati önem taşıyor. Günümüzde savaşan taraflar, geleneksel sivil tedarik zincirlerinin ("tam zamanında" teslimat modellerinin) hedef alınmaya ne kadar açık olduğunu acı bir şekilde tecrübe etmektedir. Lojistik ağların hayatta kalabilmesi için artık merkezi dev depolar yerine, dağıtılmış ve gerektiğinde hızlıca bir araya gelebilen esnek tedarik ağlarına ihtiyaç duyulmaktadır.
Ayrıca Batı'nın savunma sanayisi, uzun süreli bir savaşın gerektirdiği mühimmat üretim kapasitesini (örneğin 155 mm'lik topçu mermileri) karşılamada ciddi zorluklar yaşamaktadır. Buna karşılık Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore'den oluşan yeni bir küresel koalisyonun askeri teknoloji ve üretim alanında giderek daha fazla işbirliği yapması, küresel güvenlik için Soğuk Savaş'ın ilk günlerinden bu yana görülmemiş bir tehdit oluşturmaktadır.
Sonuç: Sürekli uyum sağlayan ayakta kalacak
İster siperlerde donsun, isterse yapay zeka destekli otonom dron sürülerini yönlendirsin, günümüz savaşları statik ve kesin çözümler arayan eski doktrinleri geçersiz kılıyor. Geleceğin savaşını, elindeki yüksek teknolojili devasa platformlara güvenenler değil, lojistiğini koruyabilen, elektromanyetik spektrumu kontrol eden ve değişen şartlara en hızlı uyum sağlayan taraflar kazanacaktır.