19 Nisan 2026 Pazar
NSosyal
Instagram
Twitter
Etkili, Hakiki, Ahlaklı
İstanbul
Açık
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Eha Medya Gündem Gülistan Doku dosyasında dikkat çeken ifade: Çelişkiler, suçlamalar ve “profesyonel” savunma dili

Gülistan Doku dosyasında dikkat çeken ifade: Çelişkiler, suçlamalar ve “profesyonel” savunma dili

Gülistan Doku soruşturmasında şüpheli sıfatıyla ifade veren dönemin Tunceli Valisi’nin oğlu Mustafa Türkay Sonel’in jandarmadaki beyanları, dosyada yalnızca teknik verilerle değil, kendi içindeki çelişkilerle de öne çıktı.

Sonel’in, hakkında tanıklık yapması muhtemel en yakın arkadaşlarını uyuşturucu kullanmakla suçlaması, olay yerindeki varlığını “hatırlamıyorum” ile “gitmedim” arasına sıkıştırması ve tüm bunları kontrollü bir empati diliyle birleştirmesi, soruşturma dosyasındaki en tartışmalı başlıklardan biri haline geldi.

Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan Gülistan Doku dosyasında yer alan jandarma ifadesi, klasik bir savunmadan çok, inkar, itibarsızlaştırma ve mağduriyet üretme çizgisinde ilerleyen bir strateji izlenimi doğurdu.

Baz kaydıyla çelişen ifade

Sorgunun en dikkat çeken bölümlerinden biri, Gülistan Doku’nun bir Gençlik Merkezinde cinsel istismara uğradığı iddia edilen güne ilişkin soruda ortaya çıktı. Daraltılmış baz raporları, Sonel’i o gün ve o saatte Gençlik Merkezi binasında gösterirken, Sonel’in verdiği yanıt şu oldu:

“Gençlik merkezine gidip gitmediğimi tam olarak hatırlamıyorum ancak büyük ihtimalle gitmemişimdir.”

Hem olay yerinde bulunup bulunmadığını hatırlamadığını söylemesi hem de hemen ardından gitmediğine ilişkin güçlü bir ihtimal kurması, dosyada “muğlak savunma” olarak değerlendirildi. Teknik verilerle desteklenen bir varlığı, belirsizlik üretip zayıflatma çabası olarak yorumlayanlar oldu.

Yakın çevresini suçladı, kendisini dışarıda tuttu

Sonel’in ifadesindeki bir başka dikkat çekici başlık ise arkadaş çevresine yönelik suçlamalar oldu. Sonel, kendisini İstanbul’da ziyaret edecek kadar yakın olduğu lise arkadaşları Umut Altaş ve Ekincan Kılıç’ı, ifadesinde uyuşturucu kullanan isimler olarak anlattı.

Arkadaşlarının uyuşturucu aparatlarını attıkları yerleri bilecek kadar detay veren Sonel’in, buna rağmen yıllarca aynı grubun içinde bulunup kendisini bu tablonun tamamen dışında konumlandırması, soruşturma açısından tartışmalı bulundu. İfade boyunca ortaya çıkan tablo, “Ben o çevrenin içindeydim ama hiçbir şeyin parçası değildim” mesajı veren kontrollü bir mesafe savunması olarak değerlendirildi.

Yakın dostluk ilişkisini kabul ederken, aynı kişiler hakkında ağır ithamlar ileri sürmesi de ifadenin en çok dikkat çeken bölümleri arasında yer aldı.

“Empati” dili mi, hesaplanmış savunma mı?

İfade tutanağındaki en çarpıcı unsurlardan biri de Sonel’in kurduğu duygusal dil oldu. Kendisine yönelik çok ağır suçlamalar dile getiren Doku ailesi hakkında, “Doku ailesine kızmıyorum çünkü onların acıları var ve empati yapıyorum” demesi, doğal bir tepkinin ötesinde, kontrollü ve hesaplanmış bir söylem olarak yorumlandı.

Öte yandan Sonel’in, kendi durumunu ise “Şu an üniversitede vize sınavlarıma hazırlanmam gerekirken buradayım, çok zoruma gidiyor” sözleriyle anlatması, kayıp bir genç kızın akıbetinden çok kendi yaşadığı sıkışmışlığı öne çıkardığı yönünde değerlendirmelere neden oldu.

Bu yaklaşım, ifadenin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda algısal bir düzlemde de kurgulandığı yorumlarını beraberinde getirdi.

PTS kayıtları ve plaka hareketliliği

Dosyada dikkat çeken bir başka başlık da şehir giriş-çıkışlarındaki PTS kayıtları oldu. 06 SNL 10 plakalı araca ilişkin kayıtlarda dikkat çekici bir hareketlilik bulunmasına rağmen Sonel’in bu sorulara “hiçbir fikrim yok” yanıtını vermesi, soruşturmadaki şüpheleri daha da artırdı.

Özellikle Tunceli’den çıkış kaydı görünmeden Elazığ istikametinden yeniden giriş yapılmış olmasına ilişkin net bir açıklama getirememesi, dosyadaki teknik çelişkileri daha görünür hale getirdi. Sonel’in kritik sorular karşısında sürekli “hatırlamıyorum” çizgisine çekilmesi; olay yerleri, görüşmeler ve araç hareketleriyle ilgili somut başlıklarda net cevap vermemesi, savcılığın da dikkatini çeken unsurlar arasında yer aldı.

Başsavcılık “hatırlamıyorum” savunmasını yeterli görmedi

Başsavcılığın mahkemeye sunduğu tutuklamaya sevk evrakı, Sonel’in “hatırlamıyorum” savunmasının hukuki karşılığının bulunmadığını ortaya koydu. Sevk yazısında yer alan ve tutuklama kararının temelini oluşturan gerekçeler şöyle sıralandı:

Gizli tanığın “tecavüz ve cinayet” iddiaları, başsavcılık tarafından dosyanın merkezine alındı. Başsavcılık, Gençlik Merkezi’nde yaşandığı öne sürülen olayların baz kayıtlarıyla çakıştığını, şüphelinin bu konudaki “hatırlamıyorum ama gitmemişimdir” şeklindeki çelişkili beyanının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunu değerlendirdi. Ayrıca jandarma raporuyla tespit edilen ceset taşıma bulgularının gizli tanık beyanıyla örtüştüğü, mevcut bilgi ve belgelerin şüphelinin suçu işlediğine dair kanaat oluşturduğu belirtildi.

PTS ve kaçış güzergahı şüphesi de sevk yazısında yer aldı. 06 SNL 10 plakalı aracın Tunceli’den çıkış kaydı olmaksızın Elazığ’dan geri dönüş yapması, “suç delillerini nakletme veya cesedi gizleme faaliyeti” olabileceğine dair makul şüphe olarak değerlendirildi. Sonel’in bu teknik bulguyu açıklayamaması da tutuklama gerekçeleri arasında sayıldı.

Kuvvetli suç şüphesi ve baz birliği başlığında ise başsavcılık, daraltılmış baz raporlarının şüpheye yer bırakmayacak düzeyde net olduğunu vurguladı. Gülistan Doku’nun son görüldüğü saatlerde Sonel’in, diğer şüpheliler Umut Altaş ve Şükrü Eroğlu ile aynı noktada, yani Sarı Saltuk Viyadüğü’nde birlikte bulunduğunun teknik olarak ortaya konduğu, bu durumun “tesadüf” ile açıklanamayacağı kaydedildi.

Delilleri yok etme ve karartma girişimi başlığında da Gülistan Doku’ya ait sim kartın usulsüz şekilde ele geçirilip Ankara’ya gönderilmesi ve dijital verilerin silinmesi sürecinde Sonel ile yakın çevresinin doğrudan rol oynadığına dair somut bulgulara yer verildi. Yargı makamları, şüphelinin serbest kalması halinde henüz ulaşılamayan dijital verilere ve tanıklara müdahale etme riskini “yüksek” gördü.

Savunma stratejisi tutmadı

Mustafa Türkay Sonel’in ifade boyunca sürdürdüğü “Şu an üniversitede vize sınavlarıma hazırlanmam gerekirken buradayım” çizgisindeki mağduriyet dili, başsavcılığın sevk yazısında karşılık bulmadı.

Yargı makamları, kayıp bir genç kız dosyasındaki “kamu düzenini sarsan ağır suç şüphesini”, şüphelinin kişisel konforu ve eğitim hayatından üstün tuttu.


 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *