Toplantının ardından kameraların karşısına geçen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, iç ve dış politikaya dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
Toplantı sonrası gündemdeki dış gelişmelere değinen Ömer Çelik, İsrail'in Gazze'deki ablukayı kırmaya çalışan insani yardım gemilerine yönelik gerçekleştirdiği müdahaleyi sert bir dille eleştirerek şunları söyledi:
"Önemli ve önemli olarak geçen gün açıklama yapmıştık; Küresel Özgürlük Filosu'nun insanlık haysiyeti adına, insanlığın asaleti adına ortaya koyduğu inisiyatifi bir kere daha selamlıyoruz. İsrail'in Netanyahu şebekesinin insanlık haysiyeti ve asaleti adına yola çıkmış olan Küresel Özgürlük Filosu'na yaptığı saldırıyı tabii ki lanetliyoruz. Kendi vatandaşlarımızın ve filonun diğer saygıdeğer üyelerinin durumlarını yakından takip ediyoruz. Tabii Gazze'de barbarlık aynen devam ediyor. Soykırım şebekesi soykırımı farklı yöntemlerle sürdürüyor. İlaç yardımı, gıda yardımı konusunda halen verilen sözler tutulmadığı için ikinci aşamaya geçmek zor oluyor. Ama ikinci aşamaya geçilmemesinin en büyük sebebi; İsrail tarafının buradaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve hastanelerde, normal insani koşullarda olması gereken her şeyin tükenmesine yol açacak bir ambargo uygulamasıdır. Dolayısıyla soykırımı başka metotlarla devam ettirmektedir bu şebeke. Dünyanın buna karşı da sesini yükseltmesi her bakımdan son derece önemlidir. İran ve Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yaptığı saldırıdan sonra ortaya çıkan tablo bugün bir ateşkes halindedir. Ateşkesin sürmesinin önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Bundan sonrasında da bunun kalıcı bir barışa dönmesi gerektiği konusundaki desteğimizi, bunun diplomatik akılla çözülmesi gerektiği konusundaki desteğimizi yineliyoruz."
"Avrupa Birliği, Türkiye'yi sadece savunma konularında hatırlamamalıdır"
Saha Fuarı'ndaki milli teknoloji vurgusuna ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinin İsrail'e yönelik silah satışlarına değinen Çelik, Türkiye-AB ilişkilerinin daha geniş bir zeminde yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi:
"Tabii önemli etkinliklerden bir tanesi Saha Fuarı'ydı. Orada Türkiye'nin savunma alanında geldiği nokta, Türkiye'nin dünyadaki katılımcılarla birlikte nasıl bir cazibe merkezi olduğu görüldü. Ama tabii burada teknolojik kapasitemizin, savunma alanında gerçekleştirdiğimiz büyük devrimlerin görülmesi kadar, bu konudaki ilkelerimizin görülmesi de bizim açımızdan önemliydi. Bununla ilgili çok güzel etkinlikler de yapıldı ve bu teknolojiyi; insanları, Gazze'de çocukları yapay zekayla öldüren teknolojik gelişmeyle öldürenlere karşı insan hayatını koruyacak bir teknoloji, insan hayatını ve haysiyetini koruyacak bir teknolojik gelişme yani Milli Teknoloji Hamlesi dediğimizin özünü oluşturan- değerlerin savunulması bakımından da Saha Fuarı'ndaki etkinlikler çok önemliydi. Tabii geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz yine Avrupa Birliği'nin bir kurumu tarafından yayınlanan bir raporda; AB üyelerinin, bazı AB üyesi ülkelerin İsrail'in Gazze'ye dönük bu barbar saldırısı ve soykırımı devam ederken bile İsrail'e silah sattığını açıklaması aslında teknoloji ve teknolojiden elde edilen kâr ve çıkarla insani değerlerin birbirinden kopması arasında büyük bir trajediyi insanlığın önüne koymaktadır. Siyasetin, yönetimin ve her türlü hükûmet etme biçiminin karşı karşıya kaldığı bir sınavdır bu. Yani Gazze'de soykırım devam ederken bazı AB üyesi ülkeler İsrail'e silah satmaya, silah sistemleri satmaya devam etmişler. Ve İsrail'in üstelik yapay zeka kullanarak, gelişmiş teknolojiler kullanarak çocukları, kadınları öldürdüğü apaçık ortadayken bunlar yapılmış. O sebeple Saha Fuarı'nda ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin savunma sanayisi konusundaki yüksek gelişmişliğinin göstergesi olmanın yanı sıra bu konuda ortaya koyduğu değerlerin de ifadesi olması bakımından son derece önemlidir. Tabii Avrupa Birliği ile ilişkiler açısından son dönemde yapılan gelişmelere dönük kapsamlı değerlendirmeler yaptık. Burada AB'den zaman zaman son derece yanlış açıklamalar geldiğinde tepkimizi gösteriyoruz. Daha makul açıklamalar geldiğinde bunların da güçlenmesi gerektiğini, güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Avrupa Birliği, Türkiye'yi sadece savunma konularında hatırlamamalıdır. Avrupa Birliği, Türkiye'yle olan ilişkisini en geniş alanda hayata geçirirse aslında bugün yaşadığı sıkıntıların çoğunu ortadan kaldırır. Bunu ilk söylediğimiz zamanlarda Türkiye'nin AB'ye katılımı ideolojik sebeplerle engellenmemiş olsaydı, bugün AB bir küresel güç olarak birtakım krizlerin önlenmesinde daha güçlü bir rol oynayabilirdi. Ama bu fırsatı bir takım dar yaklaşımlarla kaybettiler. Bundan sonrasında tabii ki savunma ve güvenlik konusu bugünkü şartlarda son derece önemli ama onun ötesine geçen geniş bir yelpaze içerisinde, geniş bir ajanda içerisinde de AB-Türkiye işbirliğinin genişletilmesi gerektiğinin bir kere daha altını çiziyoruz."
"Terörsüz Türkiye sürecinin hedeflerine ulaşması bakımından Cumhur İttifakı bir ve bütün olarak hareket etmektedir"
Cumhur İttifakı'nın ortak iradesiyle şekillenen "Terörsüz Türkiye" vizyonuna dair konuşan Çelik, bu sürecin güçlü bir devlet politikası olarak kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti:
"Değerli arkadaşlar, Terörsüz Türkiye, Cumhur İttifakı'nın birleşik olarak ve bir bütün olarak destek verdiği ve inşa ettiği bir süreçtir. Kuşkusuz bahsetmiştim daha önce de; bu, Sayın Devlet Bahçeli'nin tarihi çağrısıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın bunun talimatlar vererek bir devlet politikasına dönüştürmesiyle birlikte Cumhur İttifakı'nın başlattığı bu süreç şu anda devlet politikası olarak devam etmektedir. Burada tabii çok büyük bir tecrübemiz var. Hem bunun Türkiye tarihi açısından değerlendirilmesi hem bugünün koşullarında değerlendirilmesi açısından... Bunlarla ilgili bazı doğru yorumlar olduğu gibi çok sayıda yanlış yorum da çıkabiliyor. Bunlara tek tek değinmeyeceğim, değişik vesilelerle değiniyorum, bundan sonrasında da değinirim. O açıdan baktığınızda Terörsüz Türkiye sürecinin hedeflerine ulaşması bakımından Cumhur İttifakı bir ve bütün olarak hareket etmektedir. Ve bu süreçlerin doğasında bunun kendi ritmi vardır. Bu siyasetin diğer ritimleriyle mukayese edilmeyecek kendi özgün ritmi vardır. O açıdan baktığımızda Cumhur İttifakı açısından, AK Parti açısından bu süreci biz kesintisiz bir şekilde güçlü bir iradeyle sürdürüyoruz."
"Haçlı Seferlerinin aslında Haçlı Saldırıları olarak değiştirilmesinin ne kadar doğru olduğu bu güncel yaklaşımla da görülüyor"
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından müfredatta yapılan kavramsal değişiklikleri destekleyen AK Parti Sözcüsü, tarihsel olaylara oryantalist bir bakış açısıyla değil, yerli ve milli bir perspektifle yaklaşılması gerektiğini vurguladı:
"Milli Eğitim Bakanımız bu yapılan değişikliklerle ilgili kapsamlı bir açıklama yaptı. Son derece doğrudur. Yani şöyle bir örnek verelim mesela; birilerinin coğrafi keşif dediği şeyler Latin Amerika halkları için işgal getirmiştir, sömürü getirmiştir, onların kendi kültürlerinin yok edilmesi, kendi zenginliklerinin, köklerinin yok edilmesi anlamına gelmiştir. Zaten onun için dikkat ederseniz onların coğrafi keşif dediklerine karşı bütün Latin Amerika halkları Simon Bolivar'a atıf yaparlar. Yani o coğrafi keşiflerin getirdiği işgale, sömürüye karşı direnişin sembol ismi olarak Simon Bolivar'a atıf yaparlar. Dolayısıyla bu işgalcilerin kullandığı bir deyimdir coğrafi keşif. Biz bunu kullanmak zorunda değiliz, bu galat-ı meşhur olmuş ama doğrusu nedir? Doğrusu esasında bu bir sömürü başlangıcıdır, bir sömürü dönemidir. Onun o şekilde adlandırılması Milli Eğitim Bakanımızın ifade ettiği şekilde son derece doğrudur. Mesela yine önemli bir konu, Haçlı Seferleri konusu. Güncel de bir konu biliyorsunuz. Şimdi bakıyorsunuz pek çok siyasi, İsrail'in Gazze'ye saldırısından, Gazze'de soykırıma başlamasından sonra bakıyorsunuz Batı'da; insan haklarından, demokrasiden, hukuktan, anayasal vatandaşlıktan bahseden birçok siyasetçi esasında İsrail'e verilen desteğin bir Haçlı Seferi olduğundan bahsetmeye başladı. Şimdi bizim müfredatımızda Haçlı Seferlerinin aslında Haçlı Saldırıları olarak değiştirilmesinin ne kadar doğru olduğu bu güncel yaklaşımla da görülüyor. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığımızın bu müdahalesi sadece tarihsel bir bakış açısını düzeltmekle sınırlı değil, bugün de aslında doğru bir yerden meselelere bakmak açısından da son derece yol göstericidir. Yani şimdi niçin gelmişti Haçlılar? Haçlı Seferleri niçin planlanmıştı? Ve bunun bizim coğrafyamıza, insanlarımıza dönük sonuçları ne oldu? Bunları iyi değerlendirdiğimizde bunun arkasındaki siyasi planlama neydi? Bunun hedefleri neydi diye düşündüğümüzde aslında bu coğrafyamıza ve değerlerimize karşı bir saldırıdır. Sefer kelimesi pozitif bir anlam içerir. Dolayısıyla siz Haçlı Seferleri dediğinizde otomatik olarak zihninizi pozitif bir şeye kodlamış olursunuz. E bu yanlış bir şey, bu başlı başına bir operasyon değil mi? Şimdi dolayısıyla onun Haçlı Saldırıları olarak düzeltilmesi son derece kıymetli. Yine Ege Denizi konusundaki adlandırma da öyle önemlidir. Mesela şöyle düşünün yine bunu sık konuşuyoruz siz de biliyorsunuz bu gündemleri; işte bu yakınımızdaki coğrafi bölgeye Orta Doğu deniyor. Niye Orta Doğu? Kime göre Orta Doğu? O meseleye Batı'dan baktığın zaman Orta Doğu oluyor değil mi? Bize göre Yakın Doğu ya da dünyanın merkezinde yer alan bir yer. Dolayısıyla burada en ana mesele şudur; gündelik hayatta da böyledir, sosyal hayatta da böyledir, felsefi olarak da böyledir, siyasi olarak da böyledir. Önce bir meseleye nereden baktığınız esastır, hangi değerlerden baktığınız esastır. Eğer baktığınız yerde bir açınız yoksa, doğru bir siyasi navigasyon, doğru bir değerler navigasyonu kullanmıyorsanız o zaman vardığınız sonuçlar da yanlış olur. Dolayısıyla Haçlı Seferleri o işgal ve saldırı girişimini planlayanlar açısından seferdir. Bunun hedefi olan kesimler, halklar, topraklar, coğrafyalar açısından ise o bir saldırıdır. O sebeple Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaptığı açıklama kıymetli, Milli Eğitim Bakanlığımızın yaptığı bu düzenleme de son derece doğrudur. Bizim de aslında hepimizin bununla mesela Orta Doğu örneğini verdim, bunun gibi konularda aslında daha çok düşünmemiz, daha çok tefekkür etmemiz, bu oryantalizme karşı daha güçlü zihinsel kaleler, daha güçlü zihinsel yapılar inşa etmemiz lazım."
"Sayın Özgür Özel'in yaptığı bu açıklama baştan aşağı yanlış"
Son olarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in AK Parti Gençlik Şöleni’ne yönelik eleştirilerine yanıt veren Ömer Çelik, organizasyonun tamamen şeffaf ve partinin köklü bir geleneği doğrultusunda yapıldığını belirterek eleştirileri kötü niyetli olarak nitelendirdi:
“Şimdi Sayın Özgür Özel'in yaptığı bu açıklama baştan aşağı yanlış. Burada bir kere bu şölenler, gençlerin bir araya geldiığı bu büyük organizasyonlar esasında AK Parti'nin bir geleneğidir. AK Parti bunu ilk defa yapmıyor, yıllardır yaptığı geleneği sürdürmeye devam ediyor. Orada on binlerce genç arkadaşımız bir araya getirildi. Onlar gelirken de buraya gelen otobüslerin üzerinde partimizin logoları vardı. İl başkanlıklarımızın önünden kalktılar, şey o otobüsler kalktı. Ve burada il başkanlıklarımızın önünden ve yine partimizin logosunu taşıyan otobüslerle yapılan bir şey bu, organizasyon. Sonuç olarak orada Cumhurbaşkanımızın geleceğini, o şenlikte olacağını bütün genç arkadaşlarımız, genç kardeşlerimiz biliyorlar. Bütün Türkiye biliyor. Günler öncesinden zaten bu duyurulmuş. Bence Türkiye'de bunu herkes duymuştur. Bundan haberi olmayan tek kişi Sayın Özgür Özel olabilir. Çünkü buna çok şaşırmam, çünkü birçok konuda bütün Türkiye'nin, bütün dünyanın duyduğu pek çok konuyu sadece Sayın Özgür Özel duymamış olabiliyor, geçmişte de böyle durumlar oldu. Dolayısıyla Gençlik Şöleni bir AK Parti geleneği olarak bir kere daha Cumhurbaşkanımızın katılımlarıyla gerçekleştirildi ve görkemli bir şekilde bu ortaya koyuldu. Bu tür yaklaşımlar haksız eleştiridir, yani bunların herhangi bir şekilde iyi niyetle bağdaşması mümkün değil. Bunlar kötü niyetli yaklaşımlardır. Tabii iyi niyetle yapılan eleştirilerin hepsinin başımızın üstünde yeri vardır. Onları değerlendiriyoruz. Biz bunu her organizasyonumuzla ilgili, her politikamızla ilgili iyi niyetle yapılan eleştirilerin her zaman başımızın üstünde yeri olduğunu gözeterek bu değerlendirmeleri yaparız ve daha sonrasında da gereken güncellemeleri gerçekleştiririz. Sonuçta şunu unutmamak gerekir ki AK Parti Gençlik Kolları dünyanın en büyük gençlik hareketlerinden biridir. Ve AK Parti Gençlik Kolları Cumhurbaşkanımızın daha siyasi hayatının her aşamasında gençlere verdiği önemin bir neticesi olarak, doğrudan Cumhurbaşkanımızın Gençlik Kollarımızın MKYK toplantılarına katılması, MYK toplantılarına katılması ve burada verdiği talimatlar doğrultusunda bu politikaları gerçekleştirmiştir. Bugüne kadar da hep büyüyerek gelmiştir, hep güçlenerek gelmiştir. Onun için o Gençlik Şölenimize katılan bütün genç arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin de 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutluyoruz. Sayın Özgür Özel'in AK Parti'nin toplantılarına, AK Parti'nin Gençlik Şölenine bu ilgisi takdire şayandır, bu ilgiyi sürdürmeye ve takip etmeye devam etsin ama bu yanlış sonuçlar çıkarmaktan uzak durması herkes için daha doğru sonuçlar doğurur.”