11 Mayıs 2026 Pazartesi
NSosyal
Instagram
Twitter
Etkili, Hakiki, Ahlaklı
İstanbul
Parçalı az bulutlu
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Ara
Eha Medya Gündem Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi maalesef halen dinmemiştir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi maalesef halen dinmemiştir”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay binasında düzenlenen törende önemli açıklamalarda bulundu. Danıştay’ın 158. kuruluş yıl dönümünü ve İdari Yargı Günü’nü kutlayan Erdoğan, hukuk devleti vurgusu yaparak yargı mensuplarına başarılar diledi.

Devlet ile vatandaş arasındaki ilişkide idari yargının dengeleyici rolüne dikkat çeken Erdoğan, yönetim anlayışındaki temel felsefeyi şu sözlerle ifade etti:

"Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız. Farkında olduğumuz bir diğer husus, devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibarıyla eşitler arası bir ilişki olmadığıdır. İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı, devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur. Adliye mahkemelerinden farklı olarak idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir. Dolayısıyla idari yargının adil ve etkin işleyişi, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş, hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir."

Hukuk devletinde imtiyazlara yer olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, devletin adil karakterinin korunması gerektiğini belirtti:

"Eskiler tam da bu sebeple 'Allah devlete zeval vermesin' demiştir. Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değil; adil ve eşitlikçi karakteridir. Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur, ümitsizlik yoktur, çaresizlik yoktur. Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz, göz hizasında konuşur. Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler hukukun kapsama alanı dışında değildir; hukuk karşısında mutlak bir eşitlik vardır. İdareci, vatandaşın efendisi değil, hizmetkârıdır. Bu düzende asıl olan millettir, milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir."

"Cumhur ile Cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık"

Son 23 yılda hayata geçirilen reformlarla vatandaşın devlet nezdindeki konumunun güçlendiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden; siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık. Her türlü ayrıcalığa ve ayrımcılığa son verdik. Cumhur ile Cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik. İyi yönetim ideali, bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır."

Yargı sistemindeki fiziki ve hukuki iyileştirmelere değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, mahkeme sayılarındaki artışı ve istinaf sisteminin etkilerini paylaştı:

"Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, kamu denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin önü açılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşımıza ilave güvenceler sağlanmıştır. İdari yargı yolunu güçlendirmek için attığımız adımları zaten çok iyi biliyorsunuz. Mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdık. İdare mahkemesi kurulu il sayısını 72’ye, vergi mahkemesi kurulu il sayısını da 39’a yükselttik. Sistemdeki en büyük yeniliği ise 10 yıl önce istinaf yolunu getirerek yaptık. İki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçiş, Danıştay’ın içtihat mahkemesi vasfını güçlendirmiş ve iş yükünü ciddi manada azaltmıştır. İstinaf öncesi sistemde Danıştay’da açılan dosya sayısı 186 bine yaklaşmışken, 2025 yılı sonu itibarıyla bu rakam 82 bine düşmüştür. Şunun bilinmesini isterim ki reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür. Kamu idaresinde etkinliği, hesap verilebilirliği, katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz."

"Yargının da yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma hakkı yoktur"

Geçmişteki vesayet girişimlerini hatırlatan Erdoğan, yargı yetkisinin sınırlarına ve bağımsızlığına vurgu yaptı:

"Türkiye kalkınacaksa, büyüyecekse, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekün bir mücadele ile gerçekleşebilir. Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihimizin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Yakın dönem siyasi tarihimizde Danıştay’ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık’ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık. Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı, hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hale geldiği hadiselere tanık olduk. Bunların hepsi ve daha fazlası halen hafızalarımızdadır. Şu bir gerçektir ki yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz. Bununla beraber yargının da yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi yoktur. Anayasamız yargı yetkisini, hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı tutmuş; bu yetkinin bir yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağını açıkça belirtmiştir. Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur."

Eleştiri kültürünün önemine değinen ancak sosyal medyadaki linç kültürüne karşı uyaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

"Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu, bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir. Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum. Tam tersine, yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici ve dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız. Sosyal medyada artık iyice çığrından çıkan, giderek daha seviyesiz bir hal alan linç kültürünü ise elbette bunun dışında tutuyorum. Çünkü bu linç, kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte; hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır."

"Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa"

Konuşmasının sonunda yeni anayasa hedefini bir kez daha yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokratik bir anayasa özlemini dile getirdi:

“Danıştay’ın temelini oluşturan Şura-yı Devlet, 1868 yılında kurulduğunda, Osmanlı İmparatorluğu Tanzimat Fermanı ile başlayan dinamik bir reform döneminin tam ortasındaydı. Şura-yı Devlet’in teşekkülünden sekiz yıl sonra, maddi ve şekli anlamdaki ilk anayasamız yürürlüğe girmişti. Malumunuz anayasalar, hem devletin temel organizasyonunu hem de devletle vatandaş arasındaki ilişkileri belirleyen normatif çerçevedir. Hukuk devletinin, hukuk üstünlüğünün ve iyi yönetim ilkelerinin temel dayanağı da anayasal metinlerdir. Kanuni Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen, Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi maalesef halen dinmemiştir. Kurucu anayasalarımız dışında, son iki anayasanın maalesef darbelerin ve hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür. Bu demokratik ayıbı gidermek, Türk siyasetinin boynunun borcudur. Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa; demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkanıyla önümüzde duruyor. Anayasayı, darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp; toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız. Böyle bir anayasa ile inanıyorum ki hem hukuku, hem demokrasiyi, hem devleti, hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır. Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde, zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz. Bu düşüncelerle, değerli heyetinizi bir kez daha selamlıyor; Danıştayımızın 158. kuruluş yıl dönümünü ve İdari Yargı Günü’nüzü tebrik ediyorum.”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *