Forumun bu özel oturumunda, kurumların neden sömürgecilikten kurtulma (dekolonizasyon) ekseninde birleştiği sorusuna yanıt arandı. Konuşmacılar, eğitim müfredatlarından dilimize yerleşen kavramlara, akademik bağımlılıktan yerli bilgi üretimine kadar geniş bir yelpazede çözüm önerilerini paylaştı. Sömürgeciliğin sadece bir "geçmiş" değil, günümüzde kurumların işleyiş biçimlerinde yaşayan bir gerçeklik olduğu vurgulandı.
"Kavramları sömürgesizleştirmezsek hiçbir şeyi başaramayız"
Sosyal Enstitü Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan, sömürgecilikten arınma hareketinin zihinsel ve kurumsal temellerine odaklanarak "kavram, insan ve kurum" eksenli üçlü bir yol haritası sundu:
"Kavramları sömürgesizleştirmezsek aslında hiçbir şeyi başaramayız. Günlük dilde çok sık kullandığımız 'az gelişmiş', '3. dünya', 'üstün zeka' gibi kavramların büyük bir kısmı sömürgecidir. İlk adım kavramlarla ilgili ve bunu yapmadan diğer adıma geçemeyiz. İkinci adım insanın dekolonizasyonudur, sömürgecilik insanların öz güvenini kaybetmesine ve yabancılaşmasına sebep oldu. Batı bize insan haklarını önerirken, biz insan onurunu korumaya çalışıyoruz. Üçüncüsü ise kurumlar; Avrupa merkezli belirlenmiş müfredatlarımızdan ve aşırı hiyerarşik kurumsal yapılarımızdan kurumlarımızı acilen arındırmamız gerekiyor. Farklı fikirleri aynı ortamda bir araya getirebilmek bizim zenginliğimiz olacak.”
"İslam Ansiklopedisi yerli bir perspektif geliştirme anlayışının tezahürüdür"
İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Başkanı Mürteza Bedir, Batı merkezli bilgi üretimine karşı geliştirilen yerli projelerin önemine değinerek, sömürgeciliğin varlık ve bilgi anlayışımızdaki kırılmalarını anlattı:
"İslam Ansiklopedisi'nin hikayesi, Batılı İslam üzerine üretilen bilginin yeterince sağlıklı ve doğru olmadığı düşüncesine ve ona bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Bu çalışma, İslam adına üretilen bilgi konusunda daha yerli ve kendi bir perspektifle bakış açısı geliştirme anlayışının bir tezahürüdür. Tanzimat’la başlayan dönüşümlerde modernitenin pek çok bileşeni kabul edilirken, bu değişimlerin varlık ve bilgi anlayışında ciddi kırılmalar getireceği belki tahmin edilememişti. Bugün bilginin 'dini' ve 'seküler' olarak sınıflanması bu dönüşümün sonucudur. İslam araştırmalarında bu durum oryantalizm olarak tezahür ederken, üniversitelerdeki yaklaşım ve yöntemler de bu bakış açısıyla şekillenmiştir. En azından bunun farkına varmamız gerekiyor."
"Üniversitelerin görevi 'esir zihin' probleminden kurtulmaktır"
Boğaziçi Üniversitesi (BOUN) Rektörü Naci İnci, üniversitelerin akademik bağımlılık kıskacından çıkması gerektiğini belirterek, dekolonizasyonu geleceğin üniversitesini inşa etmek için bir zorunluluk olarak niteledi:
"Bugün dekolonizasyon kavramı bilgi üretimiyle, dünyayı anlama yöntemlerimizle ve üniversitelerin kendilerini nasıl konumlandırdığıyla doğrudan ilişkilidir. Modern üniversite sistemi uzun yıllar boyunca belirli merkezlerin bilgi anlayışını evrensel, diğerlerini ise ikinci ya da tamamlayıcı olarak görme eğiliminde oldu. Bizler son yıllarda 'akademik bağımlılık' ve literatürde 'captive mind' (esir zihin) olarak ifade edilen zihinsel bağlılık meselesini önemli bir akademik tartışma alanı olarak ele alıyoruz. Boğaziçi Üniversitesi olarak beşeri bilimler derslerimizi; Afrika'nın tarihsel birikimini, Latin Amerika'daki eleştirel düşünce okullarını ve dünyanın farklı epistemolojik deneyimlerini de içine alan bir perspektifle yeniden ele alıyoruz. Esas olan, farklı deneyimlerin birlikte konuşabileceği çoğul bir entelektüel alanın kurulabilmesidir."
Dünya Dekolonizasyon Forumu (WDF), kurumların bu dönüşüm süreçlerini ve farklı disiplinlerdeki dekolonizasyon pratiklerini ele alan diğer oturumlarla devam ediyor.