Kemal Sayar, Batı merkezli ruh sağlığı anlayışının evrensellik iddiasını "epistemik şiddet" olarak tanımlayarak, yerel kültürlerin ve bireysel hikayelerin bu süreçte nasıl geçersiz kılındığını anlattı. Konuşmasında "Amerikan ruhunun küreselleşmesi" ve "sistemik yer değiştirme" kavramlarına dikkat çeken Sayar, şunları kaydetti:
"Eğer ruhları da işgal ederseniz, toprakları işgal ettiğiniz yerlerde daha uzun süre kalabilirsiniz. Batı psikiyatrisinin evrensel olduğu yönündeki önerme, seküler, rasyonel, bireyci öznenin dünyanın her tarafında aynı olduğu düşüncesine dayalıdır ve bu aslında bütünüyle bir dayatmadır. Bu süreçte yerli kültürlerin geçerliliği kaybolur, kendilerini ifade etme kudretleri ellerinden alınır ve folklorik bir unsur haline getirilirler."
"Teşhisler birer siyasal silah olarak kullanıldı"
Sayar, konuşmasında kolonyalizmin "gizli hokus pokusları" olarak nitelendirdiği tanı değişikliklerine değinerek, 1960’larda ABD’deki siyahi hareketini bastırmak için şizofreni kriterlerine "düşmanlık ve saldırganlık" eklenerek teşhisin politik bir araca dönüştürüldüğünü hatırlattı.
"Terapinin de dekolonize edilmesi lazım"
Bireysel psikoterapinin çoğu zaman topluluk bağlarını koparan bir "özgürleşme ideolojisi" yaydığını belirten Sayar, çözüm önerilerini şu sözlerle sundu:
"Terapinin de dekolonize edilmesi (sömürgeci etkilerden arındırılması) lazım. Ülkenin kültürel ihtiyaçlarına uygun, insanların ruhsal yapısına uygun, geleneklerle çatışmayan terapileri düşünmemiz lazım. Buldozer gibi yerel zihinsel ontolojileri yıkan tekçi anlayışlara karşı çoğulcu anlayışları ve 'kültürel mütevazılığı' ön plana çıkarmalıyız. Yarının çoğulcu dünyasında; benliği de ruhu da işgalden kurtarmaya her zamankinden çok ihtiyacımız var."
Sayar, konuşmasını sonlandırırken sadece rasyonel ve bireyci bir akıl yerine, hikayeleri, ritüelleri, topluluk bilgeliğini ve maneviyatı da içine alan, insanı nesneleştirmeyen yeni bir sağaltım anlayışının gerekliliğini vurguladı.