Türkiye'nin ittifak içerisindeki tarihsel rolünün dönüştüğünü belirten ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, savunma sanayisi ekosisteminin kapsamlı yapısına dikkat çekti. NATO 1.0 döneminde Türkiye'nin değerinin coğrafi konumundan geldiğini, NATO 2.0'da ise ittifakın en büyük ikinci askeri gücü olarak konumlandığını hatırlatan Akyol, NATO 3.0 dönemindeki en yeni ve belirleyici unsurun ise savunma sanayisi olduğunu vurguladı. Türkiye'nin bu güçlü ekosistem sayesinde artık NATO ülkelerinin ana savunma tedarikçilerinden biri haline geldiğini aktardı.
"Ankara'da dünyanın en büyük hava savunma altyapılarından biri inşa ediliyor"
Sektör genelinde sipariş teslimatlarının normal şartlarda 2 ila 4 yıl arasında değiştiğini ifade eden Akyol, ASELSAN'ın seri üretim kapasitesindeki rekortmen hızını şu verilerle paylaştı:
"Bizim geçen yıl elde ettiğimiz başarı, siparişlerin yüzde 28'ini aynı yıl içinde teslim etmek oldu. Bu, endüstriyel kapasitemizin bir sonucudur. Sadece son 2 yılda seri üretim kabiliyetlerimizi yüzde 40 artırdık. Şu anda Ankara'da dünyanın en büyük hava savunma altyapılarından biri inşa ediliyor. Bu 2 milyar dolardan fazla bir yatırım. Oldukça dinamik bir inovasyon döngüsüne sahibiz. Bu birçok şirketten daha iyi durumda."
"Avrupa'da bu tür bir kapasitenin hazır olduğunu düşünmüyorum"
Sahadan anlık operasyonel geri bildirimler alarak kendilerini sürekli geliştirdiklerini ve bu yönleriyle Avrupa'daki rakiplerinden tamamen ayrıştıklarını belirten Ahmet Akyol, müttefik ülkelere çağrıda bulunarak teslimat süreleri konusunda şu ezber bozan çıkışı yaptı:
"Bu sadece ASELSAN ve ROKETSAN'ın değil, bizi destekleyen 3 binden fazla yerel firmadan oluşan ekosistemimizin başarısıdır, Türk savunma sanayisinin bir kabiliyetidir. Avrupa bölgesindeki takvimleri ve teslimat sürelerini biliyorum. Bu tür bir kapasitenin orada hazır olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden Ankara'dan açıkça ilan ediyoruz ki hava savunma sistemleri dahil en karmaşık radar ve hava savunma sistemlerimizden pek çoğunu bugün sipariş vermeniz durumunda tüm müttefiklere 2 yılın altında bir sürede teslim edebiliriz. Avrupa ulusları ve hükümetleri, kapalı rekabet yerine açık rekabeti tercih etmeyi uzun vadeli stratejileri için değerlendirmelidir. Açık rekabet kullanıcılar için daha kaliteli ürünlerin, daha az maliyetle elde edilmesini sağlayacaktır. Biz Türk savunma sanayisi olarak daha iyi çözümler sunabiliriz ve bunu bazı ülkelerde uyguladık. Türkiye'nin kapasitesi ortadadır. Türkiye ve Türk savunma sanayisinin NATO güvenlik şemsiyesine eskisinden daha fazla katkı sağlayacağına inanıyorum."