İstanbul’da düzenlenen World Decolonization Forum’un açılışında yapılan konuşma, dekolonizasyon tartışmasını klasik siyasi sınırların ötesine taşıdı. Forumun açılış konuşmasını yapan NUN Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak, sömürgeciliğin artık yalnızca topraklar üzerinden değil; bilgi üretimi, yapay zeka sistemleri, algoritmalar ve dijital kültür üzerinden yeniden üretildiğini dile getirdi. Konuşmanın en dikkat çeken bölümü ise Robinson Crusoe ile “dijital yerliler” arasında kurduğu bağlantı oldu.
İki ada, iki dünya tasavvuru
Konuşmasının başında sanat ve felsefenin dönüştürücü gücüne işaret eden Albayrak, iki farklı hikaye üzerinden iki farklı dünya anlayışını anlattı: İbn Tüfeyl’in “Hayy bin Yakzan”ı ile Daniel Defoe’nun “Robinson Crusoe”su.
Albayrak’ın anlatımına göre Hayy bin Yakzan’ın adası, hakikatin ve tefekkürün mekanıydı. Hayy, içine düştüğü adada dünya ile sahiplik ilişkisi kurmuyor; gözlem, anlam arayışı ve birlikte var olma üzerinden bir ilişki geliştiriyordu.
Robinson Crusoe ise adaya ulaşır ulaşmaz onu “zapt etmeye” başlıyordu. Çitler çekiyor, “Benim tarlam” diyerek mülkiyet ilişkisi kuruyor, ardından karşılaştığı yerliye adını sorma gereği bile duymadan, tanıştıkları gün olan ve kendi seçtiği isimle “Cuma” diyordu.
Albayrak’a göre sömürgeciliğin temel kodları tam da burada ortaya çıkıyordu: “İsmini silmek, dilini ve anlam dünyasını değiştirmek ve efendileştirmek.”
“Crusoe sadece roman karakteri değil”
Esra Albayrak, Robinson Crusoe’nun yalnızca edebi bir figür olmadığını; modern sömürgeci zihniyetin prototipi haline geldiğini söyledi. Konuşmada, 1492 sonrası kurulan modern dünya düzeninin yalnızca ekonomik sömürüye değil; aynı zamanda dilsel, epistemik ve kültürel tahakküm ilişkilerine dayandığını vurguladı.
Avrupa merkezli bilgi üretiminin zamanla “evrensel hakikat” olarak sunulduğunu belirten Albayrak, Batı dışı bilgi biçimlerinin ise “ilkel”, “geleneksel” veya “irrasyonel” olarak sınıflandırıldığını ifade etti.
Bu noktada Descartes’tan Kant’a, Hegel’den Linnaeus’a kadar modern düşüncenin kurucu isimlerine referans veren Albayrak, sömürgeciliğin yalnızca askeri değil; aynı zamanda zihinsel ve akademik bir düzen kurduğunu savundu.
“Bilgi tarafsız değil”
Konuşmanın en dikkat çeken bölümlerinden biri de “bilginin tarafsızlığı” tartışması oldu. Albayrak, “bilginin her zaman jeopolitik ve beden politik olduğunu” söyleyerek, kimin konuştuğunun, hangi coğrafyadan konuştuğunun ve hangi güç ilişkileri içinde bilgi ürettiğinin göz ardı edilemeyeceğini ifade etti.
Bu çerçevede modern bilimin bazı dönemlerde sömürgeciliği meşrulaştıran bir araç olarak işlediğini belirten Albayrak, modern jinekolojinin kurucu isimlerinden Marion Sims’in köle kadınlar üzerinde anestezisiz ameliyatlar yaptığını hatırlattı. “Tarafsız bilim” söyleminin kimi dönemlerde insanlık dışı uygulamaları görünmez hale getirdiği vurguladı.
Filistin’den yapay zekaya uzanan hat
Albayrak, sömürgeci zihniyetin yalnızca geçmişte kalmadığını; bugün de farklı biçimlerde sürdüğünü savundu. Filistin, Yemen ve Myanmar örneklerine değinen Albayrak, bazı toplumların “medeniyet”, “güvenlik” ve “ilerleme” adına değersizleştirildiğini söyledi.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Gazze halkını “human animals” sözleriyle hedef alan açıklamasını hatırlatan Albayrak, bu dilin sömürgeci paradigmanın güncel tezahürü olduğunu ifade etti.
“Yeni Crusoe’lar adalarına ulaşıyor”
Konuşmanın en çarpıcı bölümü ise dijitalleşme ve çocuklar üzerinden kurulan yeni sömürgecilik tartışması oldu. Yapay zeka sistemlerinin çok az sayıda küresel teknoloji otoritesinin kontrolünde olduğunu söyleyen Albayrak, bu sistemlerin zamanla “kolonyal ve militer amaçlara hizmet eden araçlara” dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Buradan “dijital yerliler” kavramına geçen Albayrak, günlük ekran kullanım süresi 8 saati aşan yeni nesil çocukların isimlendirilmesindeki detaya da dikkat çekti.
Bu çocukların “dijital yerli” olarak adlandırıldığını belirten Alnayrak, “yerli” ifadesini özellikle vurguladı. Albayrak, sömürgeci zihniyette “yerli”nin adlandırılan, konumlandırılan ve yönetilen kişi anlamına geldiğini belirtti. Sömürgeciliğe dair anlatısında örnek verdiği Robinson Crusoe karakterinin adadaki “yerli”ye gösterdiği muamelenin, güncel şartlarda çocukları hedef aldığı şeklindeki çıkarımıyla Albayrak, konunun ne kadar tehlikeli olabileceğine dikkat çekti.
Konuşmanın en vurucu cümlesi ise şu oldu: “Yeni Crusoe’lar adalarına ulaşıyor. Bu sefer ada bizim ve daha da önemlisi çocuklarımızın bedeni, kalbi ve en çok da zihinleri.”
Yapay zeka modelleri ve “yeni hiyerarşi”
Albayrak, yapay zeka modellerinin büyük ölçüde Batılı kaynaklarla eğitildiğini belirterek, dijital çağın mevcut bilgi hiyerarşilerini yeniden üretebileceğini savundu.
“Yarının dilleri dünün hiyerarşilerini tekrar ediyorsa burada bir mesele var demektir.” diyen Albayrak, üniversitelerden müfredatlara, yayıncılık sistemlerinden yapay zeka eğitim modellerine kadar geniş bir “kurumsal dekolonizasyon” çağrısı yaptı.
Konuşmasında ayrıca İstanbul’un “çok merkezli dünya” yaklaşımının sembol şehirlerinden biri olduğunu vurgularken, forumun “Batı’ya karşı başka bir tek merkez kurma” amacı taşımadığını, çünkü bu durumun kolonizasyondan farksız bir yaklaşım olacağını özellikle vurguladı.
Albayrak, forumun hedefini şu sözlerle özetledi: “Dekolonizasyonun amacı tek merkezli hakim bilgi sisteminin karşısına başka bir tek merkez koymak değil; birbirinin bilgeliğinden öğrenen çok merkezli bir zemin tesis etmektir.”