Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin mevcut siyasi tablosunu ve küresel gelişmeleri değerlendirdiği 4 sayfalık bir bildiri yayımladı. Küresel altüst oluşların Türkiye'ye etkilerine değinen Davutoğlu, ülkenin kapsamlı bir ahlak, zihniyet, kurum ve siyaset devrimine ihtiyaç duyduğunu belirterek adli, idari ve siyasi alandaki gerilemelere dikkat çekti.
Kurumsal gerileme, liyakatsizlik ve milli irade uyarısı
Toplumsal ayrışmaya ve siyasetteki yozlaşmaya temas eden Davutoğlu, durumu şu ifadelerle özetledi:
"Siyasetten topluma yayılan kutuplaşma, ortak aidiyet bilincimizi tahrip etmektedir. Birbirimizi vatandaş, komşu ve kader ortağı olarak değil; yenilmesi, susturulması veya tasfiye edilmesi gereken rakip kamplar olarak görmeye başladığımız ölçüde millet olma vasfımız zayıflamaktadır. Milletvekili ve Belediye Başkanı transferleri ile kayyum uygulamalarının artık günlük siyasi pratikler haline gelerek normalleşmesi, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi anlamsızlaştıran, demokrasi ahlakına ve milli irade kavramına vurulan büyük bir darbedir."
Siyasetteki yozlaşma ve 2028 öncesi iki karanlık senaryo
Siyaset kurumunun derin bir itibar kaybı yaşadığını aktaran Davutoğlu, 2028 seçimlerine doğru ilerlerken ülkeyi bekleyen riskleri şöyle aktardı:
"Siyasetin; geniş ufuklu ideallerin, toplumsal sorumluluğun ve kamu hizmetinin alanı olmaktan çıkarak dar çıkarların, kişisel kariyer hesaplarının ve makam pazarlıklarının alanına dönüşmesi, nitelikli ve ahlaklı insanların siyasetten uzak kalmasına veya siyasete girenlerin dışlanmasına yol açmaktadır. Çöl ikliminde gül ağacı yetişemeyeceği gibi çürüyerek çölleşen siyaset alanında da nitelikli ve ahlaklı siyaset adamları yetişmez. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesinin zayıflaması, denge ve denetim mekanizmalarının tümüyle ortadan kalkması ile güçlenen otoriterleşme eğiliminin hızlanması sonucunda zaten büyük zaaf gösteren çoğulcu demokratik hukuk düzeni yerini kalıcı bir otoriter yapıya bırakabilir. Bir diğeri; otoriterleşmenin, yolsuzlukların, gelir adaletsizliğinin, yasakların ve hukuk ihlallerinin doğurduğu öfke dalgasının rövanşist bir karşı iktidara dönüşmesi tehlikesidir."
İttifak süreçleri, baskılar ve ahlaki duruş
Partinin kuruluşundan bu yana karşılaştığı engelleri ve ittifak arayışlarını sıralayan Davutoğlu, duruşlarını şu sözlerle dile getirdi:
"Gelecek Partisi, güçlü bir programla ve kurucu kadrosu ağırlıklı olarak muhafazakar tabandan gelmiş olmakla birlikte, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal çeşitliliğini yansıtan ve tüm kesimleri eşit seviyede kucaklayan geniş bir kadroyla yola çıktı. Bu güçlü çıkış dolayısıyla kurulduğu andan itibaren siyasi baskılarla, medya ambargolarıyla ve kamuoyu algısını yönlendirmeye dönük manipülasyonlarla mücadele etti. Bulunduğumuz makamlarda yetkilerimizi kullanırken, Allah rızası ve kul hakkı korkusuyla yüreğimiz titredi ama devletimizin bekası ve milletimizin hukukunun gerektirdiği en zor şartlarda bile karar alırken ve talimat verirken sesimiz ve elimiz titremedi."
Parti siyasetinden çekilme ve faaliyetleri sonlandırma kararı
Mevcut siyasi mekanizmaların kendini düzeltme kapasitesinin tükendiğini belirten Davutoğlu, parti organlarıyla alınan nihai kararı kamuoyuna şu ifadelerle açıkladı:
"Bu değerlendirmeler ışığında, partimizin yetkili kurulları ve Gelecek Partisi’ni bugüne taşıyan dava arkadaşlarımızla yaptığımız istişareler neticesinde, kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak amacıyla parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı almış bulunuyoruz. Bu, bir teslimiyet kararı değildir. Bu, ahlaki bir mesafe koyma kararıdır. Bu, siyasetten vazgeçiş değil; herkese, siyaseti yeniden düşünme çağrısıdır. Bu, Türkiye mücadelesinden çekilmek değil; Türkiye’ye karşı sorumluluğumuzu günlük siyasi hesapların üzerine çıkarmaktır. Yarının Türkiye’si; düşünce özgürlüğünün, liyakatin, hukukun, üretimin, sosyal adaletin, eşit vatandaşlığın, kurumsal etkinliğin, toplumsal barışın, özgün düşüncenin ve stratejik aklın Türkiye’si olmalıdır. Bizim mücadelemiz, herhangi bir makamla başlamadığı gibi herhangi bir parti tüzel kişiliğiyle de sona ermeyecektir."